ALAY DENEN ZULÜM

İnkar edenlere dünya hayatı çekici kılındı (süslendi). Onlar,

iman edenlerden kimileriyle alay ederler. Oysa korkup sakınanlar,

kıyamet günü onların üstündedir. Allah,dilediğine hesapsız rızık verir.

(BakaraSuresi, 212)

HARUN YAHYA

İÇİNDEKİLER

 

 

GİRİŞ    

 

ALAY ETMENİN KAYNAĞI KİBİRDİR         

 

CAHİLİYE TOPLUMUNDA ALAYCILIK       

 

İNKARCILAR DİNE KARŞI DA ALAYCI YAKLAŞIRLAR   

 

İNKARCILAR MÜMİNLERLE ALAY ETME

YANILGISINA DÜŞERLER     

 

İNKARCILAR ÖNCELİKLE

PEYGAMBERLERİ HEDEF ALIRLAR

 

İNKARCILARIN ALAYLARINA SABRETMEK,

MÜMİNLER İÇİN ŞEREFTİR...

 

ALLAH İNKARCILARI DÜNYADA

KÜÇÜK DURUMA DÜŞÜRÜR           

 

İNKARCILARIN GAFLETTE OLDUKLARI

"BÜYÜK GERÇEK"      

 

ALAYCI İNSANLARIN AHİRETTE

GÖRECEKLERİ KARŞILIK...  

 

SONUÇ 

 

DARWINİZM'İN ÇÖKÜŞÜ      


YAZAR ve ESERLERİ HAKKINDA

 

 

Harun Yahya müstear ismini kullanan yazar, 1956 yılında Ankara'da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara'da tamamladı. Daha sonra İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde ve İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde öğrenim gördü. 1980'li yıllardan bu yana, imani, bilimsel ve siyasi konularda pek çok eser hazırladı. Bunların yanı sıra, yazarın evrimcilerin sahtekarlıklarını, iddialarının geçersizliğini ve Darwinizm'in kanlı ideolojilerle olan karanlık bağlantılarını ortaya koyan çok önemli eserleri bulunmaktadır.

Yazarın müstear ismi, inkarcı düşünceye karşı mücadele eden iki peygamberin hatıralarına hürmeten, isimlerini yad etmek için Harun ve Yahya isimlerinden oluşturulmuştur. Yazar tarafından kitapların kapağında Resulullah'ın mührünün kullanılmış olmasının sembolik anlamı ise, kitapların içeriği ile ilgilidir. Bu mühür, Kuran-ı Kerim'in Allah'ın son kitabı ve son sözü, Peygamberimiz (sav)'in de hatem-ül enbiya olmasını remzetmektedir. Yazar da, yayınladığı tüm çalışmalarında, Kuran'ı ve Resulullah'ın sünnetini kendine rehber edinmiştir. Bu suretle, inkarcı düşünce sistemlerinin tüm temel iddialarını tek tek çürütmeyi ve dine karşı yöneltilen itirazları tam olarak susturacak "son söz"ü söylemeyi hedeflemektedir. Çok büyük bir hikmet ve kemal sahibi olan Resulullah'ın mührü, bu son sözü söyleme niyetinin bir duası olarak kullanılmıştır.

Yazarın tüm çalışmalarındaki ortak hedef, Kuran'ın tebliğini tüm dünyaya ulaştırmak, böylelikle insanları Allah'ın varlığı, birliği ve ahiret gibi temel imani konular üzerinde düşünmeye sevk etmek ve inkarcı sistemlerin çürük temellerini ve sapkın uygulamalarını gözler önüne sermektir.

Nitekim Harun Yahya'nın eserleri Hindistan'dan Amerika'ya, İngiltere'den Endonezya'ya, Polonya'dan Bosna Hersek'e, İspanya'dan Brezilya'ya kadar dünyanın pek çok ülkesinde beğeniyle okunmaktadır. İngilizce, Fransızca, Almanca, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce, Urduca, Arapça, Arnavutça, Rusça, Boşnakça, Uygurca, Endonezyaca gibi pek çok dile çevrilen eserler, yurt dışında geniş bir okuyucu kitlesi tarafından takip edilmektedir.

Dünyanın dört bir yanında olağanüstü takdir toplayan bu eserler pek çok insanın iman etmesine, pek çoğunun da imanında derinleşmesine vesile olmaktadır. Kitapları okuyan, inceleyen her kişi, bu eserlerdeki hikmetli, özlü, kolay anlaşılır ve samimi üslübun, akılcı ve ilmi yaklaşımın farkına varmaktadır. Bu eserler süratli etki etme, kesin netice verme, itiraz edilemezlik, çürütülemezlik özellikleri taşımaktadır. Bu eserleri okuyan ve üzerinde ciddi biçimde düşünen insanların, artık materyalist felsefeyi, ateizmi ve diğer sapkın görüş ve felsefelerin hiçbirini samimi olarak savunabilmeleri mümkün değildir. Bundan sonra savunsalar da ancak duygusal bir inatla savunacaklardır, çünkü fikri dayanakları çürütülmüştür. Çağımızdaki tüm inkarcı akımlar, Harun Yahya külliyatı karşısında fikren mağlup olmuşlardır.

Kuşkusuz bu özellikler, Kuran'ın hikmet ve anlatım çarpıcılığından kaynaklanmaktadır. Yazarın kendisi bu eserlerden dolayı bir övünme içinde değildir, yalnızca Allah'ın hidayetine vesile olmaya niyet etmiştir. Ayrıca bu eserlerin basımında ve yayınlanmasında herhangi bir maddi kazanç hedeflenmemektedir.

Bu gerçekler göz önünde bulundurulduğunda, insanların görmediklerini görmelerini sağlayan, hidayetlerine vesile olan bu eserlerin okunmasını teşvik etmenin de, çok önemli bir hizmet olduğu ortaya çıkmaktadır.

Bu değerli eserleri tanıtmak yerine, insanların zihinlerini bulandıran, fikri karmaşa meydana getiren, kuşku ve tereddütleri dağıtmada, imanı kurtarmada güçlü ve keskin bir etkisi olmadığı genel tecrübe ile sabit olan kitapları yaymak ise, emek ve zaman kaybına neden olacaktır. İmanı kurtarma amacından ziyade, yazarının edebi gücünü vurgulamaya yönelik eserlerde bu etkinin elde edilemeyeceği açıktır. Bu konuda kuşkusu olanlar varsa, Harun Yahya'nın eserlerinin tek amacının dinsizliği çürütmek ve Kuran ahlakını yaymak olduğunu, bu hizmetteki etki, başarı ve samimiyetin açıkça görüldüğünü okuyucuların genel kanaatinden anlayabilirler.

Bilinmelidir ki, dünya üzerindeki zulüm ve karmaşaların, Müslümanların çektikleri eziyetlerin temel sebebi dinsizliğin fikri hakimiyetidir. Bunlardan kurtulmanın yolu ise, dinsizliğin fikren mağlup edilmesi, iman hakikatlerinin ortaya konması ve Kuran ahlakının, insanların kavrayıp yaşayabilecekleri şekilde anlatılmasıdır. Dünyanın günden güne daha fazla içine çekilmek istendiği zulüm, fesat ve kargaşa ortamı dikkate alındığında bu hizmetin elden geldiğince hızlı ve etkili bir biçimde yapılması gerektiği açıktır. Aksi halde çok geç kalınabilir.

Bu önemli hizmette öncü rolü üstlenmiş olan Harun Yahya külliyatı, Allah'ın izniyle, 21. yüzyılda dünya insanlarını Kuran'da tarif edilen huzur ve barışa, doğruluk ve adalete, güzellik ve mutluluğa taşımaya bir vesile olacaktır.


OKUYUCUYA

 

 

Bu kitapta ve diğer çalışmalarımızda evrim teorisinin çöküşüne özel bir yer ayrılmasının nedeni, bu teorinin her türlü din aleyhtarı felsefenin temelini oluşturmasıdır. Yaratılışı ve dolayısıyla Allah'ın varlığını inkar eden Darwinizm, 140 yıldır pek çok insanın imanını kaybetmesine ya da kuşkuya düşmesine neden olmuştur. Dolayısıyla bu teorinin bir aldatmaca olduğunu gözler önüne sermek çok önemli bir imani görevdir. Bu önemli hizmetin tüm insanlarımıza ulaştırılabilmesi ise zorunludur. Kimi okuyucularımız belki tek bir kitabımızı okuma imkanı bulabilir. Bu nedenle her kitabımızda bu konuya özet de olsa bir bölüm ayrılması uygun görülmüştür.

Belirtilmesi gereken bir diğer husus, bu kitapların içeriği ile ilgilidir. Yazarın tüm kitaplarında imani konular Kuran ayetleri doğrultusunda anlatılmakta, insanlar Allah'ın ayetlerini öğrenmeye ve yaşamaya davet edilmektedirler. Allah'ın ayetleri ile ilgili tüm konular, okuyanın aklında hiçbir şüphe veya soru işareti bırakmayacak şekilde açıklanmaktadır.

Bu anlatım sırasında kullanılan samimi, sade ve akıcı üslup ise kitapların yediden yetmişe herkes tarafından rahatça anlaşılmasını sağlamaktadır. Bu etkili ve yalın anlatım sayesinde, kitaplar "bir solukta okunan kitaplar" deyimine tam olarak uymaktadır. Dini reddetme konusunda kesin bir tavır sergileyen insanlar dahi, bu kitaplarda anlatılan gerçeklerden etkilenmekte ve anlatılanların doğruluğunu inkar edememektedirler.

Bu kitap ve yazarın diğer eserleri, okuyucular tarafından bizzat okunabileceği gibi, karşılıklı bir sohbet ortamı şeklinde de okunabilir. Bu kitaplardan istifade etmek isteyen bir grup okuyucunun kitapları birarada okumaları, konuyla ilgili kendi tefekkür ve tecrübelerini de birbirlerine aktarmaları açısından yararlı olacaktır.

Bunun yanında, sadece Allah rızası için yazılmış olan bu kitapların tanınmasına ve okunmasına katkıda bulunmak da büyük bir hizmet olacaktır. Çünkü yazarın tüm kitaplarında ispat ve ikna edici yön son derece güçlüdür. Bu sebeple dini anlatmak isteyenler için en etkili yöntem, bu kitapların diğer insanlar tarafından da okunmasının teşvik edilmesidir.

Kitapların arkasına yazarın diğer eserlerinin tanıtımlarının eklenmesinin ise önemli sebepleri vardır. Bu sayede kitabı eline alan kişi, yukarıda söz ettiğimiz özellikleri taşıyan ve okumaktan hoşlandığını umduğumuz bu kitapla aynı vasıflara sahip daha birçok eser olduğunu görecektir. İmani ve siyasi konularda yararlanabileceği zengin bir kaynak birikiminin bulunduğuna şahit olacaktır.

Bu eserlerde, diğer bazı eserlerde görülen, yazarın şahsi kanaatlerine, şüpheli kaynaklara dayalı izahlara, mukaddesata karşı gereken adaba ve saygıya dikkat etmeyen üsluplara, burkuntu veren ümitsiz, şüpheci ve ye'se sürükleyen anlatımlara rastlayamazsınız.

 


GİRİŞ

 

 

Din ahlakından uzak toplumlarda, kişilerin eksikliklerini araştırmak, kusurlarını ortaya çıkarmaya çalışmak çok yaygın bir davranış şeklidir. İnsanların bu yola yönelmelerinin altında yatan sebep ise dünyaya yönelik hırsları ve üstün olma arzularıdır. Bu insanlar karşılarındaki kişilerin hatalarını ortaya çıkarmalarının kendilerine bir üstünlük getireceğine inanırlar. Bunun için sıkça başvurdukları yöntemlerden biri de alaycılıktır. İnsanların kusurlarıyla, acizlikleriyle ya da hatalarıyla alay ettiklerinde, kendi kusurlarının örtüleceğini düşünürler. Bu yüzden cahiliye toplumlarında alay, yaşamın her anında rastlanabilen bir ahlak bozukluğudur. Kuran ahlakına sahip olmayan bu insanlar, sürekli olarak başkalarının alay edebilecekleri yönlerini araştırırlarken, bir yandan da kendileri alaya alınma ihtimalinin tedirginliğini yaşarlar. Dolayısıyla gösterdikleri bu alaycı tavırlarla birbirlerini adeta bir "zulüm ortamı" içinde yaşatırlar.

Ancak buraya kadar bahsettiğimiz, cahiliyenin alaycı karakterinin yalnızca bir yönüdür. Aslında bu insanlar, özellikle doğruluğunu kabul etmek istemedikleri bir fikirle karşılaştıklarında bu yönteme başvururlar.

İşte inkarcıların dine yönelik tavırlarında da bu etki görülür. İnsanlar, tarih boyunca Allah'ın elçileri ve kitapları vasıtasıyla kendilerini davet ettiği doğru yola uymakta direnmişlerdir. Birçoğu şeytanın yolunu izlemiş, Allah'ın dinini ve hesap gününü inkar etmişlerdir. Kuşkusuz bu akılsızca tavrın temelinde içlerindeki büyüklenme arzusu yatar. İnkarcıların bu durumu Kuran'da şöyle bildirilmiştir:

 

Sizin ilahınız tek bir ilahtır. Ahirete inanmayanların kalpleri ise inkarcıdır ve onlar müstekbir (büyüklenmekte) olanlardır. (Nahl Suresi, 22)

 

Allah'a ve ahirete iman etmeyen bu insanlar, kendilerine hak din anlatıldığında, yanlış bir yolda oldukları ve bu yoldan ayrılmazlarsa sonsuz bir cehennem hayatı ile karşılaşacakları haber verildiğinde bunu kabul etmemişlerdir. Kendilerinin doğru yolda olduğunu ispatlamak için de din ahlakı ile ve bu ahlakı yaşayanlarla alay etmeye yeltenmişlerdir. Bu yolla kendileri için "karşıt" bir fikir olan Kuran ahlakını ortadan kaldırabileceklerini zannetmişlerdir.

Kuşkusuz inkarcılar büyük bir yanılgı içindedirler. Gösterdikleri sözlü ya da fiili çabalar da hiçbir şekilde sonuca ulaşmayacaktır. Zira Allah Kuran'da hak dinin her zaman üstün olduğunu ve inkarcıların çabasının boşa çıkacağını şöyle müjdelemiştir:

 

Ancak kafirlerin hileli-düzeni boşa çıkmakta olandan başkası değildir. (Mümin Suresi, 25)

 

Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 32-33)

 

Geçmişte olduğu gibi bugün ve gelecekte de, inkar ettikleri veya kavrama kabiliyetine sahip olmadıkları gerçeklere karşı alaycı tavır gösteren kişiler olacaktır. Ancak bu kişilerin karşılaşacakları son, Allah'ın ayetlerinde bildirdiği gibi yaptıkları "maskaralık" sebebiyle çok acı olacaktır:

 

 

Andolsun, senden önceki elçiler de alaya alındı da alaya aldıkları şey, onlardan maskaralık yapanları çepeçevre kuşatıverdi. (Enam Suresi, 10)

 

Kendilerine hak gelince, onu yalanladılar; fakat alaya aldıklarının haberleri onlara gelecektir. Kendilerinden önce nice nesilleri yıkıma uğrattığımızı görmüyorlar mı? Biz, sizi yerleşik kılmadığımız bir biçimde onları yeryüzünde (büyük bir güç ve servetle) yerleşik kıldık; gökten üzerlerine sağanak (bol yağmurlar) yağdırdık, nehirleri de altlarından akar yaptık. Ama günahları nedeniyle biz onları yıkıma uğrattık ve arkalarından başka nesiller (inşa edip) var ettik. (Enam Suresi, 5-6)

 

Ayrıca bu insanlar şunu da bilmelidirler: Müminlere gösterdikleri alaycı davranışlarla, dine yönelik iğneleyici ve iftira dolu sözlerle kendilerini sonsuz bir azaba sürüklemektedirler. Bunun yanısıra attıkları iftiralar ve alaycı sözler, bunlara maruz kalan insanların ahiretteki derecelerini yükseltmektedir. İşte bu, Kuran'da haber verilen önemli bir sırdır:

 

İnkar edenlere dünya hayatı çekici kılındı (süslendi). Onlar, iman edenlerden kimileriyle alay ederler. Oysa korkup sakınanlar, kıyamet günü onların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir. (Bakara Suresi, 212)

 

Kuran'da bildirildiği gibi inkarcı karakter gösteren insanlar, çağlar boyunca hemen her dönemde aynı ahlaksız tavrı göstermişlerdir. Hatta aynı sözleri söylemiş, aynı örnekleri vermiş, aynı davranışlarda bulunmuşlardır. Alaycılık da bu davranışlardan biridir. Kuran ahlakını yaşamayan insanların gösterdikleri bu ortak tavır Allah'ın değişmez bir kanunudur. Dolayısıyla böyle davranışlarla karşılaşan bir mümin Kuran'da sözü edilen bir gerçeği yaşamaktan dolayı şevklenir. Bunun mümin olmanın bir göstergesi olduğunu bildiği için, karşılaştığı durumdan büyük bir şeref duyar. Bu davranışlara sabır gösterdiği için ahirette alacağı karşılığı bilmek ise coşkusunu daha da artırır. Görüldüğü gibi, din ahlakını reddeden ya da dine muhalefet eden insanların inananlara zarar vermeleri olanak dışıdır. Bu gerçek düşünüldüğünde, kendileriyle alay edilmesinin müminler için büyük bir şeref olduğu daha da iyi anlaşılır. Allah Kuran'da, "… sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz. Eğer sabreder ve sakınırsanız (bu) emirlere olan azimdendir" (Al-i İmran Suresi, 186) şeklinde haber vermiştir. Ve ahirette küçük düşenlerin de müminlerle alay edenler olacağını müjdelemiştir. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:

 

De ki: "Davranış (ameller) bakımından en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi?" "Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar." İşte onlar, Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenlerdir. Artık onların yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır, kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız. İşte, inkar etmeleri, ayetlerimi ve elçilerimi alay konusu edinmelerinden dolayı onların cezası cehennemdir. İman edip salih amellerde bulunanlar... Firdevs cennetleri onlar için bir 'konaklama yeridir.' Onda ebedi olarak kalıcıdırlar, ondan ayrılmak istemezler. (Kehf Suresi, 103-108)

 

İşte elinizdeki kitapta bu gerçekler anlatılmakta, inkarcıların alay etmek isterken içine düştükleri tuzak açıklanmaktadır. Ayrıca alaycılık kavramı alışılmışın dışında, çok farklı yönlerden ele alınmakta ve tamamen Kuran ayetlerine göre açıklanmaktadır.

 


ALAY ETMENİN

KAYNAĞI KİBİRDİR

Bir insanın kendini diğer insanlardan büyük görmesine, üstün tutmasına "kibir" denir. Kibirli kişiler, diğer insanlara karşı, onları aşağı gördüklerini hissettiren bir tavır sergilerler. Ancak kibiri yalnızca insanlara karşı gösterilen bir tavır bozukluğu olarak düşünmek doğru olmaz. Çünkü kibirli insanlar aynı zamanda Allah'ın dinine uyma, doğru yola davet edildiğinde bu yola icabet etme konusunda da büyüklenirler.

 

İnsan, vicdanıyla hareket etmediği, nefsinin telkinlerine uyduğu, Allah'ın Kuran'da tarif ettiği ahlakı uygulamadığı müddetçe nefsinin bu tuzağına düşecektir. Çünkü Allah'ın Kuran'da bildirdiği gibi, "… nefis, -Rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir..." (Yusuf Suresi, 53) Şeytanın telkinlerine uyan ve kendilerini hiçbir gerçekliği olmayan üstünlüklere sahip gören kişiler, artık tamamen nefislerinin kontrolünde hareket ederler. Bundan dolayı da kibirli olmaları ya da diğer bir deyişle büyüklenmeleri kaçınılmazdır.

Kibir, şeytanın da en belirgin özelliklerinden biridir. Kuran'da bildirildiği gibi Allah, meleklere Hz. Adem'e secde etmelerini emrettiğinde İblis hariç hepsi secde etmiş, İblis ise secde etmekte direnmiştir. Kuşkusuz bunun sebebi, kendisini Hz. Adem'den üstün görmesi ve bundan dolayı büyüklenmesidir. Kuran'da şeytanın bu durumu şöyle anlatılır:

 

Ve meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu. (Bakara Suresi, 34)

 

... sonra meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. Onlar da İblis'in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı. (Allah) Dedi: "Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?" (İblis) Dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın." (Allah:) "Öyleyse ordan in, orda büyüklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük düşenlerdensin." (Araf Suresi, 11-13)

 

Ancak ne şeytanın, ne de onun sahte çağrılarına uyanların herhangi bir üstünlükleri yoktur. Aksine bu kişilerin Allah'ın herşeyin üstünde güç sahibi olduğu gerçeğini inkar ederek içine düştükleri akılsızlık, onları küçük düşürmektedir. Allah Kuran'da kendilerince "büyüklük" iddiasında olanlar için "… onların göğüslerinde kendisine ulaşamayacakları bir büyüklük (isteğin)den başkası yoktur..." (Mümin Suresi, 56) şeklinde haber vermiştir. Bu ayetten de anlamaktayız ki, inkarcılar ne kadar arzu etseler de istedikleri büyüklüğe ulaşamazlar. Çünkü büyüklük yalnızca Allah'a aittir ve Allah ancak kendisine itaat eden kullarını yüceltir. Azgın inkarcıları ise hem dünyada, hem de ahirette küçük düşürür. Yukarıdaki ayetin ardından gelen ayetlerde de Allah, inkarcıların nasıl bir körlük ve kavrayışsızlık içinde olduklarını şöyle bildirmiştir:

 

Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür. Ancak insanların çoğu bilmezler. Kör olanla (basiretle) gören bir olmaz; iman edip salih amellerde bulunanlarla kötülük yapan da. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz. Şüphesiz kıyamet-saati, yaklaşarak gelmektedir; bunda hiçbir kuşku yok. Ancak insanların çoğu iman etmiyorlar. (Mümin Suresi, 57-59)

 

Yukarıdaki ayetlerde de dikkat çekildiği gibi insanların çoğu Allah'ın gücünü ve büyüklüğünü kavrayamadıkları için, kendilerine bir lütuf olarak verilen özelliklerden dolayı kibirlenir ve büyüklenme hevesine kapılırlar. İşte bu insanların içlerindeki kibiri dışarı vurma yöntemlerinden bir tanesi insanlarla alay etmektir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, onları küçük gördüklerini hissettirerek kendilerini yüceltebileceklerini zannederler. Bunlardan dolayı da din ahlakından uzak olan cahiliye toplumlarında "alaycılık" çok yaygın bir davranıştır.

Alaycı insanlar içlerindeki büyüklük hevesi nedeniyle sürekli herkesin eksik yönünü görür, güzel yönlerini ise fark edemezler. Bu tip kişilerin her birinin kendilerine göre kibirlendikleri bazı özellikleri vardır. Örneğin kimi başarısından, kimi güzelliğinden, kimi de zenginliğinden dolayı kibirlenir. Bundan dolayı da bu yönlerde eksiği olan insanlarla karşılaştıklarında onların eksiklikleriyle alay ederler. Kendilerine bu özellikleri verenin Allah olduğunu ve dilediği her an geri alabileceğini düşünmeksizin böylesine azgın bir tutum sergilerler.Cahiliye toplumlarında din ahlakından uzak olan yapı sebebiyle, alaycılık yaşamın kopmaz bir parçası halini almıştır. Çocuklar, gençler hep bu kültür ve ahlakla birlikte büyürler. İlerleyen sayfalarda din ahlakından uzak insanların kendi aralarında yaşadıkları alaycılık örneklerinden de söz edeceğiz. Ve bu tavırlarıyla kendi kendilerini nasıl sıkıntılı bir ortama soktuklarına şahit olacağız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

CAHİLİYE TOPLUMUNDA

ALAYCILIK

 

 

İman etmeyen insanlar Allah'ın insanlar için seçip beğendiği din ahlakını yaşamadıkları için Kuran'dan tamamen uzak bir yapıdadırlar. Bu nedenle de kendi aralarındaki günlük yaşamlarında alaycı tavırlar çok yaygındır.

Bu ahlak bozukluğunun altında kibirli olmaları ve güzel ahlakı yaşamamaları yatar. İçlerindeki bu kibir çeşitli nedenlerden dolayı ve birçok şekilde kendini belli eder. Bulundukları ortamda en üstün kişi olmak istedikleri için başkalarının güzel özelliklerini gördüklerinde onlarla alay ederler. Bu yolla karşılarındaki kişiyi aşağılamayı, onu insanların gözünde küçük düşürmeyi ve onun moralini bozmayı hedeflerler. Bu kişinin diğer insanların beğenisini ve takdirini kazanmasını istemezler. Allah'ın Kuran'da öğrettiği gerçek sevgiyi, şefkati, merhameti yaşamadıkları için de alay ederek birbirlerini kırmaktan çekinmezler.

Günlük hayatları bunun örnekleriyle doludur. Arkadaşlarının ya da başka insanların eksiklikleriyle, fiziksel kusurlarıyla ya da hatalarıyla kendi aralarında konuşarak, alay ederler. Ayağı kayıp yere düşen, boğazına bir şey kaçan, dili sürçüp bir kelimeyi yanlış söyleyen birini gördüklerinde abartılı ve uzun süreli gülüşlerle taciz ederler. Ardından da yine o kişi hakkında küçük düşürücü yönde konuşmalar yaparlar. Hatta o an gülerek o kişiyi taciz ettikleri gibi, daha sonraki günlerde de her fırsatta bunu ona hatırlatarak, utandırmaya çalışırlar. Alaya maruz kalan kişiler de aynı ahlakı yaşamaktadırlar. Sonraki günlerde kendileriyle aynı duruma düşen birini gördüklerinde onlar da o kişilerle alay edeceklerdir. Yani tüm bu kişilerin arasında sanki "sessiz" bir cahiliye anlaşması vardır. Bu yüzden kendileriyle alay edildiğinde onlar da kendilerine gülünenden daha fazla gülerek bu durumu bastırmaya çalışırlar. Canları yanmış olsa bile bunu hissetirmemeye çalışırlar. Çünkü taciz olduklarının anlaşılması, kendilerince küçük düşmeleri anlamına gelmektedir.

Bunun dışında bazı kişiler de yolda fiziksel yönden eksikliği olan birini gördüklerinde elleriyle o kişiyi işaret ederek, gülmeye ve kendilerince alay etmeye çalışırlar. Eksikliği olan kişinin bunu görebileceğini ve taciz olabileceğini bildikleri halde böyle çirkin bir tavrı uygulamaktan çekinmezler. İnsanların kıyafetleriyle, saç şekilleriyle, konuşma tarzlarıyla, şiveleriyle, üsluplarıyla, meslekleriyle ve hatta yaşam şekilleri ile alay etmeyi bir eğlence şekli olarak değerlendirirler. Bunu da daha önce belirttiğimiz gibi yalnızca kendi gururlarını tatmin etmek, başkalarının takdir edilmesini önlemek ve diğer insanları kendilerince küçük düşürmek kastıyla yaparlar.

 

 

GÜNLÜK HAYATTA CAHİLİYE ZULMÜ:

ALAYCILIK

 

Cahiliye toplumlarında alaycı ahlak ortaokul ve lise çağlarından başlayarak gençler arasında yaygınlaşır. Örneğin bir okula başka şehirden belki daha varlıklı veya güzel görünümlü bir öğrenci gelir. Diğer öğrencilerin büyük bölümü onu cahiliye insanlarına mahsus bir ahlak gereği olarak kıskanırlar, ancak bunu örtmek için onunla çeşitli yollarla alay ederler. Sürekli olarak onun eksikliklerini bulmaya çalışırlar, hatta öyle ki güzel yönlerini dahi eksiklik olarak değerlendirirler. Düz saçlıysa "süpürge saçlı" olduğunu, uzun boyluysa "sopa" gibi olduğunu söyleyerek, kendi aralarında ona kendisinin hoşuna gitmeyecek isimler takarlar. Böylece o kişi hakkında alaycı bir üslup kullanarak, herkesi bu yönde etkilemeye, herkesin o kişiyi küçük görmesini sağlamaya çalışırlar.

Aynı şekilde sınıfta kendilerinden daha çalışkan, daha başarılı bir öğrenci olduğunda da bunu çekemezler. Onu küçük düşürmek için, başarısını yerecek tarzda lakaplar takarak onunla alay ederler.

Sınıftaki diğer öğrencilerle de alay etmek için her fırsatı değerlendirirler. Özellikle maddi konuları alay etmek için uygun bulurlar. Geçen seneki formasını ya da ayakkabısını giyen birini küçümsemek ve alaycı bir şekilde arkasından konuşmak sık yapılan bir harekettir. Öğrencilerin oturdukları semtler, evleri ve evlerindeki eşyalar da alay malzemesidir. Kişilerin babalarının mesleği, annelerinin çalıştığı yer, alışılmadık, değişik bir isme sahip olmaları veya kişinin isminin tanınmış biri ile aynı olması gibi pek çok konu, alay edilecek şeyler olarak görülebilir. Bazı öğrenciler özellikle öğretmenleri ile alay ederler. Öğretmen tecrübesiz yeni bir öğretmen ise üslubu ile ya da tecrübesiz tavırları ile alay ederler. Öğretmen yaşlı ise bazı hareketleri ağır yapıyorsa ya da gözleri iyi görmüyorsa bununla da alay edilir. Öğretmenlerinin kıyafetleri de alay konusudur. Mesela öğretmen sık sık aynı kıyafeti giyiyorsa, kıyafeti ütüsüz ise bunu birbirlerine söyleyerek alay ederler.

Bu durum işyerleri için de geçerlidir. Oradaki alaycılık ise kişilerin sahip oldukları mevkilere göre değişmektedir. İnsanlarda genelde mevki olarak kendi altlarında bulunan kişilere karşı daha yoğun bir alaycılık gözlemlenir. Bunu yapan kişiler böylelikle kendi enaniyetlerini tatmin etmeye çalışırlar. Kendilerinden üstte olan kişilere kibir yapamayacakları için kendilerine bağlı olan ya da daha alt mertebede gözüken kişileri ezmeye çalışırlar, bunu da onlarla alay ederek yaparlar. Örneğin, çoğunlukla şirketlerde müdürler sekreterlerine karşı alaycıdırlar, onların yaptıkları işlerle, hazırladıkları şeylerle alay ederler. Buradaki alaycılık lisedekinden farklıdır. Açıkça isim takarak değil de gizliden gizliye yapılır. Verilen tepkilerde, küçümseyen tavırlarda, alaycı bakışlarda bu durumu görmek mümkün olur. Karşıdakinin yüzüne bakmadan konuşmak, cevap vermemek, duymamış gibi yapmak, karşı tarafın ilk defa karşılaştığı durumlarda veya yaptığı acemiliklerde gülmek, etrafa alaycı bakışlarla bakmak bunlar arasında sayılabilir.

Alaycılığın farklı bir şekli de iş yerlerinde yarış halinde olan kişiler arasında görülür. Örneğin birbirleriyle rekabet halinde olan iki sekreter, birbirlerinin kusurlarını, eksik yaptıkları işleri bütün iş yerine duyurmaya çalışırlar. Veya birbirlerinin fiziksel kusurlarıyla, kıyafet seçimleriyle, yürüyüşleriyle veya herhangi bir özellikleriyle alay ederek, birbirlerini diğer insanların gözünde küçük düşürmek isterler. Eğer bu iki kişiden biri daha mazlum bir insansa, diğeri onu ezmek kastıyla her an iğneleyici sözlerle, küçük düşürücü bakışlar ve konuşmalarla ona sıkıntı vermeye çalışır. Genellikle diğerlerine göre tevazulu, mülayim insanlar çalışma ortamlarında hep ezilen kesimi oluştururlar. İnsanlar Kuran ahlakından uzak yapılarıyla bu tarz kişilere yüklenir, ama kendilerinden üstün gördükleri, baş edemeyeceklerini düşündükleri kişilere yanaşmazlar. Hatta o kişilere karşı sürekli "sempatik" görünmeye çalışırlar.

Cahiliye toplumunun günlük yaşamına da alay hakimdir. Kuran ahlakının yaşanmadığı böyle ortamlarda alaycılık toplumun hemen her alanında yaygın şekilde görülür. Özellikle de fakirlerle alay edilir. Onların kıyafetleri, konuşma tarzları ve üslupları, renk seçimleri, yaşam biçimleri alay konusu olan malzemelerdir. Okullarda, iş yerlerinde, zenginlerle fakirlerin yan yana geldiği toplu ortamlarda bu sık sık karşılaşılan bir durumdur. Ama bunun yanı sıra fakirlerin zenginlerle alay etmesi de sıkça görülür. Her iki kesim de cahiliye ahlakını yaşadıkları için hiçbiri bu ahlakın çirkinliğini kabul etmek istemezler. Üstelik onları, bu çirkin tavırlardan uzak tutacak bir sınır da yoktur. Allah korkusuna sahip olmadıkları için, yaptıkları alaycılığın karşılığını ahirette göreceklerini göz ardı ederler. Hesap gününü düşünmeden yaşamlarını sürdürürler.

Bu din ahlakından uzak yapı içinde, artık sınır tanımaz bir azgınlık gösterirler. Zengin birinin üzerindeki kıyafetleri kıskanarak ona çeşitli çirkin isimler takarlar, örneğin "palyaço gibi" olduğunu söyleyerek alay ederler. Sanki üzerindekiler çok kötüymüş, rüküş olmuş gibi bir izlenim oluşturmaya çalışırlar. Bu, aslında o kişiyi kıskandıkları için yaptıkları bir eylemdir. Bu ahlaktaki kişiler, kendilerinde olmayan herşeyi kıskanır ve bunlara sahip olan insanlarla alay ederek, onlardan intikam aldıklarını düşünürler.

Kuran ahlakını yaşamayan insanlar birbirlerinin ufak tefek fiziksel kusurları ile de alay ederler. Örneğin bir kişinin ellerinin, ayaklarının küçük ya da büyük olması, saçlarının olmaması ile alay ederler. Boyu kısa ya da uzun olan bir kişiye lakap takarak sürekli yüzüne vururlar. Kişinin şişman ya da zayıf olması ile alay ederler. Gözleri bozuk olan, şaşı olan, gözlük takan bir kişi ile lakap takarak alay ederler. Kulakları ağır işiten bir kişiyle de çeşitli şekillerde alay ederek taciz ederler. Kadınlar özellikle kendi aralarında arkadaşlarının saçlarının kesimi ve rengi ile alay ederler. Kısacası cahiliye ahlakını yaşayan bu insanlar arasında hemen herşey alay konusu olabilir. Günlük hayatları bunun örnekleriyle doludur. Daha birbirileriyle ilk karşılaştıkları anda dahi alaycı tavırlarına başlarlar. Örneğin, o gün şık giyinmiş birine "Nereye böyle? Düğüne mi gidiyorsun?" diye sorarak rahatının kaçmasını, kıyafetinin abartılı olduğunu düşünmesini sağlar. Veya biri nezaketen "nasılsın" diyerek hatırını sorduğunda, diğeri "Sen benim nasıl olduğumu merak eder miydin?" şeklinde alaycı imalarda bulunur. Sık sık iğneleyici bakışlar ve sözler kullanır. Bunların son derece çirkin tavırlar olduğunu görmek istemezler. Aynı şey kendilerine yapıldığında canları yanar ama yine de vazgeçmeyi düşünmezler. Çünkü bu tavır, artık onların cahiliye toplumunun bir gereği olarak doğal karşıladıkları bir yapı olmuştur. Arkadaş toplantıları ve sohbetlerde de bu tarz alaycılığa çok sık rastlanır. Sürekli olarak arkadaşlarının, yakınlarının gıyaplarında alaycı espri ve konuşmalar yaparlar.

Özellikle beceriksizlik ya da sakarlık yapan biriyle alay etmek önemli bir eğlencedir cahiliye insanları için. Doğum günlerinde ya da önemli günlerde aldıkları hediyeleri beğenmeyip, başka arkadaşları ile beraber onu alay konusu edinirler; verenin ucuz bir hediye seçtiğini, zevksiz bir seçim yaptığını dile getirirler.

Cahiliye insanlarının alaycılıkları her zaman açıkça olmayabilir. Aralarında uyguladıkları en yaygın kötü ahlak özelliklerinden biri de iğneleyici sözler ve kötü bakışlarla imalı bir şekilde alay etmektir. Özellikle kendilerinden makam, mevki, özellik ya da yetki bakımından üstün biriyle direkt alay edemeyecekleri için kendi aralarında bakışarak, gözleriyle anlaşarak alay ederler. Böylece gizlice alay ederek kendilerinin o kişiden üstün olduklarını, o kişiyi aşağıladıklarını düşünürler. Örneğin bir şirket ortamında yönetici sınıfına sahip birisi bir hata yaptığında, mesela dili sürçtüğünde, ortamda bulunan kişiler kendilerinden üst düzeyde olan bu kişiyle açıkça alay edemezler. Bunu yapamadıkları için de bu imalı alay yöntemini kullanırlar. Birbirlerine anlamlı bir şekilde bakarlar, gözlerinin içinde alaycı bir gülüş vardır. Dışarıdan bakan dikkatli bir kişi bunu elbette hemen fark eder, fakat açıkça yapmadıkları için ispatlamak pek mümkün olmaz.

Din ahlakından uzak toplumlarda, tüm bu sıkıntı verici davranışlar nedeniyle bireyler son derece huzursuz bir ortamda yaşamak zorunda kalırlar. Herkes birbiriyle alay edecek bir yön bulur, ama kendisiyle alay edilmesinden de ciddi anlamda rahatsız olur. Buna rağmen içinde bulundukları ortamı değiştirmek için bir çaba harcamazlar. Çünkü alaycılığın kötü bir davranış olduğunu, Allah'ın emrettiği ahlaka uygun olmadığını dile getirirlerse, kendileri de başkalarıyla alay edemeyeceklerdir. Bu ise, nefislerinin kesinlikle istemediği bir durumdur. Bu yüzden karşılaştıkları alaycı tavırları, hayatın bir gereği olarak kabullenirler. Bundan dolayı da birbirlerinin kötü davranışlarını yadırgamazlar. Allah Kuran'da, "Yapmakta oldukları münker (çirkin iş)lerden birbirlerini sakındırmıyorlardı. Yapmakta oldukları şey ne kötü idi!" (Maide Suresi, 79) ayetiyle bu tip kişilerin yanlış tutumlarını haber vermiştir.

Sonuç olarak Kuran ahlakının yaşanmadığı bir yerde, her çeşit alaycı tavır, küçük düşürücü konuşma, rahatsız edici bakış ve gülüş görülebilir. Bunun meydana getirdiği sıkıntılı ve huzursuz ortamdan kurtulmanın tek yolu ise Kuran'ın emrettiği güzel ahlakı benimsemek, onu yaşamak ve yaşatmaktır.

 

 

KURAN'DA, ALAYCILIK YASAKLANIR

 

Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi 'olmadık-kötü lakablarla' çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların ta kendileridir. (Hucurat Suresi, 11)

 

Allah yukarıdaki ayetiyle, insanların yaşamlarının her anında alaycılığı yasaklamıştır. Ayette yasaklanan konuların her birinin, cahiliye toplumlarında yaşanan ahlaksızlıklar olduğunu önceki bölümlerde anlatmıştık. Ancak burada alaycılık konusunu Kuran'a uygun bir bakış açısıyla, daha detaylı olarak ele almakta fayda vardır.

Ayette dikkat çekilen, toplumların birbirleriyle alay etmesi, kendi medeniyetlerini üstün görmesi, diğer insanları küçümsemesi dinsizliğin birer sonucudur. Oysa Allah katında üstünlük ölçüsü insanların sahip oldukları Allah korkusu ve takvadır. Yoksa maddi güç, fiziksel özellikler, ileri bir teknoloji veya herhangi başka bir dünyevi kıstas insanları birbirlerinden üstün kılmaz. İnsanların farklı özelliklere sahip olması, kadın veya erkek olması, değişik ırklara mensup olması, beyaz tenli veya siyah tenli olması birer üstünlük alameti değildir:

 

Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)

 

Allah, Hucurat Suresi'nin yukarıdaki 11. ayetinde kadınların da birbirleriyle alay etmesini yasaklamıştır. Özellikle kadınların birbirlerine karşı alaycı sözler sarf etmeleri, iğneleyici konuşmalar yapmaları cahiliye toplumlarında daha sık rastlanan davranışlardandır. Hatta bu davranışlar öyle "alışılmış" olaylardır ki, iki kadın arasında geçen bu tarz bir diyalog çok makul karşılanır. Bir kadın başka bir kadının fiziksel yöndeki eksikliklerini mümkün olduğunca sık dile getirir. Hatta açık bir eksikliği yoksa da herhangi bir özelliğini bir kusurmuş gibi göstermeye çalışır. İçinde duyduğu kıskançlık sebebiyle her türlü iftiraya, alaycı tavra başvurabilir.

Oysa Kuran'da insanların birbirlerine sıkıntı verici, taciz edici davranışlar göstermeleri çirkin bir ahlak olarak tanımlanmıştır. Allah bir başka ayetinde insanların birbirlerini çekiştiren, gizli yönlerini araştıran tavırlarının çirkinliğini şöyle bir örnekle haber vermiştir:

 

Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir. (Hucurat Suresi, 12)

 

Allah bir diğer ayetinde yine insanlar arasındaki alaycı tavırlara dikkat çekerek, gerek sözle gerekse bakışla yapılan alaycılığın üzerinde durmuştur:

 

Arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle alay eden her kişinin vay haline; (Hümeze Suresi, 1)

 

Kuşkusuz bu ayetteki kesin ifadeden, böyle bir davranış göstermekten çekinmek gerektiği açıkça anlaşılmaktadır. İnsanların, gerek bakışlarla ve mimiklerle, gerekse sözlerle uyguladıkları alaycı tavırlar elbette karşılıksız kalmayacaktır. Allah Kuran ahlakını yaşamayan, hesap gününü düşünmeden çirkin davranışlarda bulunan bu kişileri yukarıdaki ayetiyle uyarmaktadır.

Şunu da belirtmek gerekir ki, alaycılık yalnızca cahiliye toplumu insanlarına özgü bir ahlaksızlıktır. Müminler arasında böyle çirkin tavırlara kesinlikle izin verilmez. Müminler güzellik, zeka, zenginlik, yetenek gibi her türlü özelliği, insanlara Allah'ın verdiğini bilirler. Birbirlerinde gördükleri güzel özellikleri de büyük bir hoşnutlukla karşılarlar. Nefislerine değil, Allah'ın rızasına uydukları için, cahiliye toplumu insanlarının içlerinde yaşadıkları kibir, haset gibi duyguları yaşamazlar. Bu yüzden birbirlerine karşı her zaman hoşgörülü, hüsn-ü zanlı, olumlu, mütevazi bir yaklaşım içinde olurlar. Aynı şekilde birbirlerinde gördükleri eksiklikleri de Allah'ın bir deneme olarak verdiğini bilirler. Bu yüzden bu eksiklikleri ortaya çıkarmaz, aksine bunları telafi edecek yönde güzel davranışlar gösterirler. Alaycılığı çağrıştıracak en küçük bir tavırdan, bakıştan, sözden dahi şiddetle sakınırlar. Müminlerin alaycılığa bakış açısını aşağıdaki ayette haber verilen, Hz. Musa'nın sözleri açıkça yansıtır:

 

Hani Musa kavmine: "Allah, muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor" demişti. "Bizi alaya mı alıyorsun?" dediler. (Musa) "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" dedi. (Bakara Suresi, 67)

 

Görüldüğü gibi müminler alaycılığa benzer bir hareket yapmaktan derhal Allah'a sığınırlar. Böyle bir davranış göstermenin cahilce bir tutum olduğunu bilirler. Herşeyden önemlisi bunun Allah'ın hoşuna gitmeyecek bir tavır olduğunu bilmeleri, bundan sakınmaları için en büyük nedendir.

 

 

 

 

 

 

 

 

İNKARCILAR DİNE KARŞI DA

ALAYCI YAKLAŞIRLAR

 

 

İnsanların yeryüzünde bulunuş amaçları, Allah'ın beğeneceği ahlakı yaşamak, Kuran'la kendilerine gösterdiği doğru yola uymaktır. Allah Kuran'da, "… insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zariyat Suresi, 56) şeklinde bildirmiştir. Dolayısıyla Ancak önceki bölümlerde de üzerinde durduğumuz gibi, insanların birçoğu içlerindeki "büyüklenme tutkusu" nedeniyle, Allah'a teslim olmaz ve ibadet etmekten kaçınırlar. Fakat bu insanlar, aslında Allah'ın kendilerinden neler istediğini de çok iyi bilirler. Allah Kuran'da kendilerine hatırlatılan doğruları vicdanen anlayan, ama içlerindeki kibir sebebiyle hak olanı uygulamayan insanlardan şöyle söz etmiştir:

 

Ayetlerimiz onlara, gözler önünde sergilenmiş olarak gelince dediler ki: "Bu, apaçık olan bir büyüdür." Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak. (Neml Suresi, 13-14)

 

Vicdanen sıkıntı duydukları için, Allah'ın ve hak dinin varlığını bilmek, duymak, görmek bu insanlarda şiddetli bir iç huzursuzluğu meydana getirir. İsterler ki Allah'ın adı hiç anılmasın, kimse dine itibar etmesin, herkes kendileri gibi olsun. Çünkü ancak o zaman rahat edebileceklerini zannederler. Aksi takdirde ise Allah'ın varlığına ya da din ahlakına ait herşey onlara kendi suçlarını hatırlatacaktır.

Ayrıca, Allah'ın sonsuz kudret ve güç sahibi olması ve canlı, cansız tüm varlıkların Allah'a boyun eğmesi de, içlerinde "asla erişemeyecekleri bir büyüklük isteği" barındıran bu insanlara çok ağır gelir. Çünkü bunları gördüklerinde kendilerinin Allah'a karşı ne kadar aciz olduklarına şahit olurlar. Bu nedenle Allah'ın hatırlatılmasına, O'nun büyüklüğünün takdir edilmesine dayanamazlar. Onlar bu apaçık gerçeği reddederek, yaratılış delillerini inkar ederek veya açıkça Allah'ın gücünün göstergesi olan bu mucizeleri görmezlikten gelerek rahatlayabileceklerini zannederler. İşte böylesine büyük bir yanılgı içinde olan bu kişilerin vicdani rahatsızlıktan kurtulmak için başvurdukları yollardan biri de dine karşı alaycı bir tutum sergilemeleridir. Bu kişilerin yaratılış delilleri karşısındaki tutumları bir ayette şöyle anlatılır:

 

Hayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar. Kendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar. Bir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar. (Saffat Suresi, 12-14)

 

Ayette haber verildiği gibi, bu insanlar karşılarındaki mucizevi gerçekler karşısında alaycı bir tutum sergilerler. Bu, öylesine büyük bir akılsızlıktır ki, çok açık olan deliller dahi bu insanların iman etmelerine yeterli olmaz. Onlar Allah'ı ve Kuran'ı inkar ederek, şahsiyet ve üstünlük elde edeceklerini, çevrelerindeki insanların gözünde büyüyeceklerini düşünürler. Oysa çevrelerindeki insanlar da Allah'a son derece muhtaç, ahirette hesaba çekilecek aciz varlıklardır. Onların gözünde büyüyüp büyümemeleri hiçbir şey ifade etmez. Üstelik böylesine kibirlenmelerine sebep olan şeyler yine Allah'ın kendilerine verdiği özelliklerdir. Sahip oldukları herşeyi Allah'a borçludurlar. Fakat bunun karşılığında onlar şükretmek yerine alaycılığı tercih ederler.

Bu bölümde inkarcıların Allah'ın dinine olan yaklaşımlarını, Kuran'da bize bildirilen örneklerle açıklayacağız. Ve bu insanların alaycı yaklaşımlarıyla aslında kendilerini ne kadar büyük bir zarara soktuklarını, bu tutumları sebebiyle ahirette karşılaşacakları sonu hatırlatacağız.

 

 

ALLAH'IN AYETLERİNİ KAVRAYAMAMALARI

 

Bir sure indirildiğinde onlardan bazısı: "Bu, hanginizin imanını arttırdı?" der. Ancak iman edenlere gelince; onların imanını arttırmıştır ve onlar müjdeleşmektedirler. (Tevbe Suresi, 124)

 

Yukarıdaki ayette dikkat çekildiği gibi, Allah'ın ayetlerini ancak samimi kalple iman eden kişiler kavrayabilirler. Ayetlerdeki hikmeti ancak onlar görebilirler. İnkarcılar ise, Allah'ın ayetlerini kavramaktan acizdirler. Hatta "bu hanginizin imanını artırdı?" diye sorarak kendilerince alay etmek isterler. Ancak iman edenler için bir müjde olan Allah'ın bu nimetinden de mahrum kalmış olurlar. İnkarcıların bu anlayışsızlığına ve ayetlere olan çarpık yaklaşımlarına bir başka Kuran ayetinde şöyle dikkat çekilmiştir:

 

Şüphesiz Allah, bir sivrisineği de, ondan üstün olanı da, (herhangi bir şeyi) örnek vermekten çekinmez. Böylece iman edenler, kuşkusuz bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler; inkar edenler ise, "Allah, bu örnekle neyi amaçlamış?" derler. (Oysa Allah,) Bununla birçoğunu saptırır, birçoğunu da hidayete erdirir. Ancak O, fasıklardan başkasını saptırmaz. (Bakara Suresi, 26)

 

Yukarıdaki ayette haber verildiği gibi, Allah'ın bir ayetinde "sivrisinek"ten bahsetmesinin hikmetini inkarcılar anlamamışlardır. İçine düştükleri kavrayış eksikliği sebebiyle "Allah bu örnekle neyi amaçlamış?" diyerek, kendilerince alaycı bir tutum göstermişlerdir. Ancak bugün bilim, insanların "sivrisinek" diyerek küçümsedikleri canlıların aslında pek çok mucizevi özelliklere sahip olduklarını ortaya çıkarmıştır. (Detaylı bilgi için bkz. Harun Yahya, Sivrisinek Mucizesi) Allah bu canlıdaki olağanüstü özelliklere bundan 1400 yıl önce dikkat çekmiştir ve o dönemin inkarcıları bu bilgilerden yoksun oldukları için sarf ettikleri alaycı sözlerle küçük duruma düşmüşlerdir.

İnkar edenlerin Allah'a ve O'nun dinine karşı kibirli yaklaşımları özellikle de Allah'ın ayetleri kendilerine okunduğunda ve kendilerine ayetlerle öğüt verildiğinde ortaya çıkar. Allah'ın gönderdiği elçiler ve salih Müslümanlar kavimlerine, yaşadıkları batıl sistemin yanlışlığını tebliğ ederler. Tek doğru yolun Allah'ın indirdiği din olduğunu anlatırlarken, onlara Allah'ın ayetlerinden okur ve ayetlerin hikmetlerini açıklarlar. Ayetlerdeki anlam öylesine mükemmeldir ki, inkarcılar bu sözlerdeki olağanüstü yönü fark ederler. Fakat bu üstünlüğü sezmelerine rağmen kibirleri nedeniyle anlatılan gerçekleri inkar eder ve kendilerine yapılan çağrıyı reddederler. Dahası bununla da kalmaz, azgınlıkları nedeniyle Allah'ın ayetlerini alay konusu yaparlar. Kuran'da onların bu kibirli tavırları ve alaycı yaklaşımları şöyle anlatılır:

 

Kendisine Allah'ın ayetleri okunurken işitir, sonra (inatla büyüklük taslayarak) sanki işitmemiş gibi ısrar eder. Artık sen onu acı bir azapla müjdele. Ayetlerimizden bir şey öğrendiği zaman, alay konusu edinir. İşte onlar için aşağılatıcı bir azap vardır. (Casiye Suresi, 8-9)

 

Allah inkarcıların bu alaycı tavırlarını pek çok ayetiyle haber vermiştir. Ve müminlere bu tarz konuşmalarla karşılaştıklarında nasıl bir tutum izlemeleri gerektiğini de şöyle bildirmiştir:

 

Ayetlerimiz konusunda 'alaylı tartışmalara dalanlar:' -onlar bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir… (Enam Suresi, 68)

 

 

İBADETLERE ALAYCI YAKLAŞIMLARI

 

Allah'ın emrettiği ibadetlerle, bu ibadetlerin hikmetleriyle ve özellikle de namaz ve oruçla alay etmek inkarcılar arasında çok yaygındır. Allah bir ayetinde inkarcıların sergiledikleri bu akılsızca davranışları şöyle haber vermiştir:

 

Onlar, siz birbirinizi namaza çağırdığınızda onu alay ve oyun (konusu) edinirler. Bu, gerçekten onların akıl erdirmeyen bir topluluk olmalarındandır. (Maide Suresi, 58)

 

İnkarcıların ibadetler konusundaki alaycı tavırlarına günlük hayatta da çok sık rastlamak mümkündür. Örneğin böyle bir kişiye namaz kılması, oruç tutması gerektiği hatırlatıldığında hemen alaycı bir havaya bürünür. Konuşma üslubuna, seçtiği kelimelere, mimik ve hareketlerine, yüz ifadesine tamamen alaycı bir hava hakim olur. Tüm bunlar bu tarz bir gülümsemeyle de birleşince çok çirkin bir görünüm ortaya çıkar.

Bu alaycı tavırlarının asıl nedeni, diğer insanların bilinçaltlarındaki dine ve dini değerlere karşı var olan saygıyı azaltmak istemeleridir. Böylelikle müminlerin insanlara yaptıkları tebliği de engelleyebilmeyi amaçlarlar. Özellikle dinine bağlı genç bir insan gördüklerinde alaycılıkları iyice belirginleşir. Onu görünce daha fazla suçluluk hissettikleri için, bu suçluluk duygusunu onunla alay ederek bastırmaya çalışırlar. Böylece onu doğru yoldan yıldırarak vazgeçirmek isterler.

"Gençliğini yaşa, ilerde dini ibadetlerini yerine getirirsin", "bu yaşta dünyadan elini eteğini çekmişsin" türünde imalı ve alay kasıtlı sözler söyleyerek, karşılarındaki kişiyi küçük düşürmek isterler. "Orucunu boz, ben senin günahını yüklenirim" tarzında saçma vaatlerde bulunarak onu doğru yoldan saptırmaya çalışırlar. Ancak her ne yaparlarsa yapsınlar müminlere zarar vermeleri, onları küçük düşürmeleri mümkün değildir. Zira müminler inkarcıların Kuran'da yazılı olan bu tavırlarıyla karşılaştıklarında daha da şevklenirler ve ibadetlerine daha büyük bir coşkuyla devam ederler.

İnkarcılar alay ederek müminlere zarar vermek isterler, ancak bu çabalarında başarısız olurlar; hatta bilmeden onların ahiretteki derecelerini yükseltmiş olurlar. Yani bir manada müminlere hizmet ettikleri söylenebilir. Ancak bu gerçeği kavrayamadıkları için, yukarıdaki ayette dikkat çekilen "akletme eksiklikleri"ni bir kez daha sergilemiş olurlar.

DİRİLİŞİ İNKAR ETMELERİ

 

İnkar eden bu insanların alay konusu edindikleri diğer bir konu ise "diriliş"tir. Ölümden sonra insanların yeniden dirileceği gerçeğini şiddetle reddederler. Çünkü bunu kabul ederlerse din ahlakını yaşamaları gerektiği gerçeği ile karşılaşacaklardır. Ayrıca insanlar ölümlerinin ardından diriltileceklerine göre, bunun bir sonucu olarak dünyada yaptıklarından hesap da vereceklerdir. Ve o gün sadece dünyada Allah'ın Kuran'da emrettiği gibi yaşayanlar kurtuluş bulacaklardır. Hesap gününün ardından elbette ki Allah'ın sonsuz adaleti tecelli edecek, suçlular cezalandırılacak, güzel tavır gösteren, Allah'a itaatli olanlar ise ödüllendirileceklerdir. Bu, son derece açık bir gerçektir. Ve böylece din günü, inkarcıların büyük bir yanılgı içinde oldukları ortaya çıkacaktır.

Ancak inkarcılar dünyada yaptıkları davranışlardan sorumlu olduklarını kabul etmek istemeyerek Allah'ı ve hesap gününü unuturlar. Bunun sonucu olarak öncelikle ölümün çok yakın olduğunu akıllarından çıkarmaya çalışırlar. Hatta bu konuda alaycı konuşmalar, espriler yaparak konunun ciddiyetini hafifletmek için uğraşırlar. Çevrelerindeki insanlara ölümün çok uzak, bunu düşünmenin ise gereksiz olduğu yönünde mesajlar verirler. Ancak ne kadar unutmak isteseler de ölüm kesin bir gerçektir ve Allah Kuran'da bu insanlara şöyle seslenmektedir:

 

De ki: "Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir." (Cuma Suresi, 8)

 

Bu yüzden yeniden diriltilecekleri ve hesap verecekleri gerçeğini reddetmeyi tercih ederler. Kuşkusuz onların akılsızca hesap gününü reddetmeleri, onları o günle karşılaşmaktan uzaklaştırmaz ama yine de bu konuyu anlamazlıktan gelerek kurtulabileceklerini zannederler. Hatta daha da ileri giderek bu konuyla alay ederler. Böylece yeniden dirilişe inanmadıklarını ve bu konuyu hafife aldıklarını çevrelerine kanıtlamak isterler. Kuran'da onların bu tür alaycı tavırlarından örnekler verilmiştir:

 

O kimse ki, anne ve babasına: "Öf size, benden önce nice nesiller gelip geçmişken, beni (diriltilip) çıkarılacağımla mı tehdit ediyorsunuz?" dedi. O ikisi (anne ve babası) ise Allah'a yakararak: "Yazıklar sana, iman et, şüphesiz Allah'ın va'di haktır." (derler; fakat) O: "Bu, geçmişlerin masallarından başkası değildir" der. (Ahkaf Suresi, 17)

 

Dediler ki: "Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?"

De ki: "İster taş olun, ister demir."

"Ya da göğüslerinizde büyümekte olan (veya büyüttüğünüz) bir yaratık (olun)." Bizi kim (hayata) geri çevirebilir" diyecekler. De ki: "Sizi ilk defa yaratan." Bu durumda sana başlarını alaylıca sallayacaklar ve diyecekler ki: "Ne zamanmış o?" De ki: "Umulur ki pek yakında." (İsra Suresi, 49-51)

 

Kendi saçma akıllarını beğenen ve bundan çok emin olan inkarcıların diriliş hakkındaki bu pervasız sorularına ve mantıklarına karşılık en güzel örnek Kuran'da şöyle haber verilmiştir:

 

İnsan, onun kemiklerini bizim kesin olarak bir araya getirmeyeceğimizi mi sanıyor? Evet; onun parmak uçlarını dahi derleyip-(yeniden) düzene koymaya güç yetirenleriz. (Kıyamet Suresi, 3-4)

 

İnsan, bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmüyor mu? Şimdi o, apaçık bir düşman kesilmiştir. Kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?" De ki: "Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir." (Yasin Suresi, 77-79)

 

İnsanı ve yeryüzündeki canlı cansız tüm varlıkları yaratan Allah'tır. İnsan Allah'ın indirdiği din ahlakını yaşamakla yükümlüdür ve inkar ediyor olması onu bu sorumluluktan kurtarmaz. Bu durumda "din günü" geldiğinde yaptıklarının cezasını mutlaka alacaktır. Şunu da eklemek gerekir ki Allah ile ve O'nun diniyle alay etmek çok büyük bir suçtur. Ve hiç şüphesiz bunun karşılığı çok şiddetli olacaktır. Bu insanlar Kuran'da şöyle tehdit edilmektedirler:

 

Dinlerini bir oyun ve eğlence (konusu) edinenleri ve dünya hayatı kendilerini mağrur kılanları bırak. Onunla (Kuran'la) hatırlat ki, bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake düşmesin; (böylesinin) Allah'tan başka ne bir velisi, ne bir şefaatçisi vardır; her türlü fidyeyi verse de kabul olunmaz. İşte onlar, kazandıkları nedeniyle helake uğrayanlardır; küfre saptıklarından dolayı onlar için çılgınca kaynar sular ve acıklı bir azap vardır. (En'am Suresi, 70)

 

Karşılaşacakları bu azabı göz ardı eden insanlar her dönemde olduğu gibi içinde bulunduğumuz dönemde de vardır. Bu kişiler her fırsatta dini değerlerle ve kutsal kavramlarla alay etmekten çekinmezler. Yaptıkları esprilerin, güldükleri fıkraların dini içerikli olmasının dışında karikatürlerde bile dini değerlerle alay ederler. Gerek içinde yaşadığımız dönemde, gerekse tarih boyunca inkarcıların bu çirkin davranışlarının amacı hep aynı olmuştur. Alaycı yaklaşımlarıyla hem iman edenleri sıkıntıya sokmak isterler, hem de insanların bilinçaltlarını dini değerler konusunda olumsuz yönde etkilemeye çalışırlar. Ancak unutmamak gerekir ki, Müslümanlar için inkarcıların bu davranışlarıyla karşılaşmak büyük bir şereftir. Çünkü Allah Kuran'da, salih Müslümanların bu tip davranışlara maruz kalabileceklerini ve bunların karşılığının kendilerine en güzeliyle verileceğini vaat etmiştir. Ayrıca Allah bu alaycı insanların konumlarını Kuran'da bildirmiş ve müminlerin onlardan uzak durmalarını emretmiştir:

 

Ey iman edenler, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi, alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kafirleri dostlar (veliler) edinmeyin. Ve eğer inanıyorsanız, Allah'tan korkup-sakının. (Maide Suresi, 57)

 

 

İNKARCILAR, MÜMİNLERLE

ALAY ETME YANILGISINA

DÜŞERLER

 

 

Önceki bölümlerde belirttiğimiz gibi, inkarcılar aslında Allah'ın emirlerine aykırı hareket ettikleri ve Allah'a teslim olmadıkları için büyük bir suçluluk duyarlar. Bundan dolayı da Allah'ın dinine uyan müminlere karşı alaycı bir tavır gösterirler. Kendilerinin yanlış yolda, müminlerin ise doğru yolda olduklarını bilmeleri, müminlere karşı kin duymalarına sebep olur. Bir ayette bu insanların müminlere karşı duydukları kızgınlık şöyle anlatılmaktadır:

 

... Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor, size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar. Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur, sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür. Size ayetlerimizi açıkladık; belki akıl erdirirsiniz. (Al-i İmran Suresi, 118)

 

İnkar edenlerin müminlere bu kadar büyük bir kin duymalarının en önemli nedenlerinden biri, onların Allah'a iman ediyor olmasıdır. Tarih boyunca Allah'ın emirlerini yerine getiren, Allah'ın gönderdiği kitaplara ve elçilere itaat eden müminler inkarcıları kızgınlığa sürüklemişlerdir. Yeryüzünde inanan insanlar var oldukları sürece de inkarcılar bu rahatsızlığı duyacak ve bu öfkeyi taşıyacaklardır.

İnkarcılar Allah'ın varlığını ve üstünlüğünü görmezlikten gelmek isterler. Başta da belirttiğimiz gibi, eğer herşeyin Yaratıcısının Allah olduğunu, her olayın O'nun kontrolünde gerçekleştiğini kabul ederlerse kendilerinin de Allah'a itaat etmeleri gerektiği gerçeği ile yüzyüze geleceklerdir. Bu gerçekleri görmezlikten gelmeye çalışırken müminlerin varlığı tüm çabalarını boşa çıkarmaktadır. Müminler inkarcılara ve içinde bulundukları topluma Allah'ın herşeyin Yaratıcısı olduğunu, tüm gücün Allah'a ait olduğunu, dünyadaki yaşamın geçici, ölümün ise apaçık ve kaçınılmaz bir gerçek olduğunu, kısacası inkarcıların unutmaya çalıştıkları tüm gerçekleri hatırlatmaktadırlar. Bu yüzden inkarcılar yeryüzünde iman eden tek bir kişinin bile kalmasını istemezler. İşte bu nedenlerle de iman edenlere karşı düşmandırlar.

Elbette bu düşmanlıklarını kendilerince ifade etmelerinin en kolay yollarından biri de müminlere değer vermediklerini göstermektir. Bunu da onlara karşı alaycı bir tutum sergileyerek hissettirmeye çalışırlar. Özellikle müminlerin iman etmeleriyle alay etmek, inkarcıların çok yaygın olarak yaptıkları bir ahlaksızlıktır. Kuran'da bunun pek çok örneği anlatılmıştır:

 

Ve (yine) kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde: "Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir; ama bilmezler. İman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman ettik" derler. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise, derler ki: "Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz