
İÇİNDEKİLER
Önsöz
1-
Kur`anın anlaşılması konusuna
genel bir bakış.
2-
Kur`an-ı Kerim`in özellikleri.
3-
Kur`an-ı Kerim`in anlatım
tarzı.
4-
Kur`an-ı anlamada Kur`anın
gösterdiği yöntemler.
5-
Müşkil`ül Kur`an meselesi.
6-
Nuzül ortamının tespiti.
7-
Kur`anın Allah`ın elçisi
tarafindan açıklanması.
8-
Ayetler arası ilişkileri
dikkate almak.
9-
Arap dilinin kurallarını
dikkate almak
10-
Kötü
haslet ve karakter örneklerinin kafirlerden seçilmesi
11-
Nesih
ve Mensuh meselesi
12-
Kur`anı
bir bütün olarak değerlendirmek
13-
Ayetlerin
yalın anlamları
14-
Muhkem,
Müteşabih ve Te`vil
15-
Metodlara
uyulmadığı için görmezlikten gelinen ayetler
16-
Metodlara
uyulmadığı için yanlış açıklanan ayetler
17-
Kur`anı
anlamada önceki ilahi kitaplardan yararlanma.
18-
Kur`an
– Fıtrat ilişkisi.
ÖNSÖZ
İyiliği sonsuz, ikramı
bol olan Allahın adıyla...
BİR SORU: Hiç beklemediğiniz
bir zamanda elinize çok büyük bir hazinenin
haritası geçse ve siz bu haritadaki pusulanın hazinenin yerini gösterdiğine
yüzde yüz eminseniz nasıl davranırdınız ? Tek sorununuz, yüzlerce sene öncesi
yazıldığı için, haritayı hemen
anlayamamanız olsa, ve haritayı çözebilmek için bir çalışma yapmanız gerekiyor
olsa, acaba bu durumda ne yapardınız ?
BİR HİKAYE: Gazzli şöyle
bir hikaye nakleder. Bir şehire ilk defa bir fil gelir. Bütün şehir halkı
merakla fil`i görmeye giderler. Bu arada köyde bulunan körlerde meraklanıp
filin yanına giderler.
Şehirdeki körler fili elle tanıyacaklarını zannedeler. Ellerini
ona dokundururlar. Birinin eli hayvanın kulağına, diğerininki ayağına, bir
başkasınınki baldırına, diğer birininki de dişlerine rast gelir. Bu körlerin
hepsi bir araya gelince, filin nasıl olduğunu bunlardan sorarlar. Eli, hayvanın
ayağına gelen der ki: Fil sütun gibidir. Eli hayvanın dişlerine temas eden der
ki:Fil direk gibidir. Eli kulağına gelen der ki: Halı gibidir. Eli hayvanın
hortumuna gelen der ki: Fil uzun bir boru gibidir.
BİR SONUÇ: İşte bizim elimize de Rabbimizin lütfu
olarak Kur`an-ı Kerim gibi müthiş bir hazine var. Ançak, hem dünya hayatının hemde
Ahiretin en büyük hazinesinin haritası olan yüce Kur`anı doğru anlamak ve
faydasını görebilmek için biraz çaba sarfetmek gereklidir.
Şimdi çok nadir de olsa bazı kardeşlerimizden gelen şu soruya
cevap verebiliriz:“ Kardeşim Kur`anı anlamk için ne yapalım, nasıl çalışalım ?“
Kardeşim, Kur`anı Kerimi anlamak için, onu anlamayı kendine dert
edineceksin ! Geceni gündüzüne katarak arayacaksın, düşüneceksin, okuyacaksın,
bu yolun yolcularını arayıp bulacaksın.!
Kur`anı doğru anlamaz yada anlayamaz isek ne olur ?
O zaman yukardaki körlerin durumuna düşeriz. Ve maalesef
günümüzdeki Müslümanların durumu bu hikayeye tıpatıp nasıl da uyuyor bir
bakınız. Bakıyoruz her gurup kendine göre bazı ayetlere veya hadislere tutunmuş ve kendi görüşünü din zannediyor.
Kimilerine göre din demek tasavvuf demek, kimilerine göre felsefesiz bir İslam
düşünülemez, kimileri ise milliyetciliği dine yamamaya çalışıyor. Bunlar işte bizim şehrimizin körleri. Gazzali
hikayesinden sonra şu yorumu yapıyor:
„İnsanlar
arasındaki ayrılıkların çoğu, hepsinin sözünde bir sebeple doğruluk
bulunmasıdır. Fakat bazıları görmedikleri hâlde, her şeyi gördüklerini
zannederler. Bunlar şehirlerine fil gelmiş olduğunu duyup, onu tanımak isteyen
körler gibidirler. Hepsi doğru söylediler ve hepsi yanıldılar! Zira her biri
fili tamamen anladıklarım sandılar. Ama anlayamadılar“
Biz anlamak için yola çıktık inşallah. Siz bu yolun
yolcularına bir kıvılcım verbilmek için
bu bölümü hazırladık. İlk önce bu yolda yapılmış calışmalara bir göz attık.
Değerli ilim adamlarımızdan Doç. Dr. Yusuf Işıcık`ın „Kur`anı
Anlamada Temel İlkeler“[1] isimli eserinden çok
faydalandık. Bu değerli eserin bazı bölümlerini hiç değiştirmeden almayı uygun
gördük.
Bundan başka Süleymaniye
Vakfının yayınlarından bilhassa Prof.Dr. Abdülaziz Bayındır hocamızın
yazı ve görüşlerinden de faydalandık. Bazı yerlerde de kendi görüşlerimize yer
verdik ve düşüncelerimizi açıkladık.
Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur. Gayret
bizden, başarı Allah’tandır.
Mustafa Ateş
1-KUR´ANIN
ANLAŞILMASI KONUSUNA GENEL BİR BAKIŞ
Sahabiler ve onları izleyen dinamik müslümanların Allah`ın Kitabını anlamadaki metodları, öyle sanıldığı gibi karmaşık, girift ve müşkil degildi. Onlar salt rabbani hidayete ulaşmak icin okuyorlardı.
Sahabiler, Kur´anın anlaşılır ve tatbik edilir Kitap olduğuna baştan kesin olarak inanmışlardı. Esasen Kur`an kendisini, inmeye başladığı ilk günden itibaren böyle tanıtmıştı. Binanaleyh, sahip oldukları dil bilgileri, akıl ve zekaları, kültürleri ve gerçeğe olan tutkularıyla, okudukları Kur`an ayetlerini genellikle anlamaya çalışıyorlar, anlayamadıklarını birbirlerine, veya doğrudan Hz. Peygamber efendimize soruyorlardı.
Günümüzde ve taklid anaforunun hakim olduğu dönemlerde , en çok gaflet edilen işte onların bu özellikleri olmuştur. Yani sahabiler ve onları izleyen ilk müslüman nesiller, önce bizzat kendileri anlamak için Kur`anı okuyorlar, bilmedikleri bir ayetle karşılaştıklarında bir bilene soruyorlardı.
Halbuki sonraları insanlar, kural ve şartlarına uyarak bizzat Kur`anı okuyup anlayacakları yerde , önce Kur`an ayetleri hakkında nelerin söylendiğini okudular. Yani kendilerince alim saydıkları ancak hayatlarında hiç görmedikleri ve nasıl bir insan olduklarını bilmedikleri insanların kitaplarını okudular ve inanç sistemlerini bunlara göre oluşturdular.
Buda hiçbir zaman Kur`ana uzanamamayı ve kişilerin kendi nefislerini Kur`an karşısında mükellef ve muhatab görmemeleri sonucunu doğurmuştur.
2-KURAN-I KERİM'İN
ÖZELLİKLERİ
الر
تِلْكَ
آيَاتُ
الْكِتَابِ
الْمُبِينِ {1} إِنَّا
أَنزَلْنَاهُ
قُرْآناً
عَرَبِيّاً
لَّعَلَّكُمْ
تَعْقِلُونَ {2}
1-Elif. Lam. Ra. Bunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir.
2-Anlayasınız diye biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik. (12Yusuf /1-2)
Kuran'ın akla ve duygulara birlikte hitap eder.. O, kısa, tam, doğrudan, ve
hatırlatıcıdır. O, dinleyicisini tercihlerle ve kararlarla karşılaştırır ve
onlara dikkatli olmayı ve eyleme geçmeyi ilham eder. Onun dili, insanı
derinlemesine etkileyen muhtevası kadar etkilidir. Onun argümanı her zaman
okuyucularının anlayabileceği, günlük deneyimleriyle içiçe, ve insanın içinde
yankı bulabilecek özelliği sahiptir. Her şeyin ötesinde soyut değil,
mantıkidir. Kuran, anlaşılsın diye indirilmiştir.
Anlamadan okuyan, yada bildiği halde amel etmeyen insanlar Kuran'da kitap
yüklü eşeklere benzetilmişlerdir.
مَثَلُ
الَّذِينَ
حُمِّلُوا
التَّوْرَاةَ
ثُمَّ
لَمْيَحْمِلُوهَا
كَمَثَلِ
الْحِمَارِ
يَحْمِلُ
أَسْفَاراً
بِئْسَ
مَثَلُ الْقَوْمِ
الَّذِينَ
كَذَّبُوا
بِآيَاتِ اللَّهِ
وَاللَّهُ
لَا يَهْدِي
الْقَوْمَ
الظَّالِمِينَ
{5}
Tevrat'la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu,
ciltlerce kitap taşıyan merkebin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini yalanlamış
olan kavmin durumu ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez. (Cuma 62/5)
Kur`anı anlamaya
çalışmayan, onun ayetleri üzerinde kafa yormayanların kalplerinin kilitli olma
ihtimali yüksektir:
Bunlar Kur’an üzerinde akıl yormazlar mı? Yoksa kalpler
üzerinde kilitler mi vardır?
(Muhammed 47/24)
Kur`anın diğer bazı
özelliklerinide Rabbimiz bize şöyle bildirir:
"Kuran, düşünmek için kolaylaştırılmıştır. Öğüt alan
insanları beklemektedir."
(Kamer 54/17, 22, 32, 40)
Şüphesiz ki bu Kur'an en doğru yola iletir; iyi davranışlarda
bulunan müminlere, kendileri için büyük bir mükafat olduğunu müjdeler. (İsra 17/9)
Kuran'da her türlü misal
açıklanmıştır. Ama insan cedelleşmede ileri giden bir varlıktır. Kendilerine
doğru yolu gösteren peygamberler geldiği halde, insanları iman etmekten ve
günahlarının bağışlanmasını istemekten alıkoyan şey ancak, onlardan öncekilerin
sünnetinin (yani belirlenmiş helakın) gelmiş olması veya azabın gözleri önüne
dikilmiş olmasıdır."
(Kehf 18/54-55)
Ebu Derda (ra)rivayet ediyor: " Peygamberimizin (sav)
yanındaydık. Göğe baktı ve bir olayı zikrederek dedi ki: "İlim ayrılıp
gittiğinde olacak." Ziyad b. Lebid Ensari (ra) sordu: "Biz Kuran'ı
okurken, çocuklarımıza öğretirken, onlar da diriliş gününe kadar çocuklarına
öğretecekken nasıl olur da ilim bizi bırakır?" Peygamberimiz (sav):
"Sana şaşırıyorum Ziyad. Ben seni Medine'de en bilgili adam sanıyordum.
Yahudiler ve Hıristiyanlar Tevrat ve İncil bir şey anlamadan okumuyorlar
mı?" (Tirmizi hasen garip
olarak zikrediyor.) Demek ki Kuran-ı Kerimi anlamadan okursak Ehl-i Kitab'ın
durumuna düşer, birtakım kuruntuları din zannederiz. Onların akıbetine uğramamak için
Rabbimizin Kitabını iyi tanımalı ve onun canlı şahitleri olmalıyız.[2]
3- KURAN-I KERİM'İN
ANLATIM TARZI
Kuran'ı incelemeye başlamadan önce, Onun okunan diğer kitaplardan farklı
ve eşsiz bir kitap olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.
Sıradan kitapların aksine
Kuran, edebi bir sıraya göre tertip edilmiş belirli konular hakkında bilgi,
fikir ve tartışmaları ele almaz. Bu nedenle onunla ilk karşılaştığımızda,
bölümler ve kısımlara ayrılmamış veya farklı yönleri ile ilgili emirlerin
düzenli bir şekilde verilmemiş olduğunu görünce şaşkınlığa düşeriz.
Buna mukabil, daha
önceden hiç karşılaşmadığımız ve bizim kitap anlayışımıza hiç uymayan bir
şeyle karşılaşırız. Kuran'ın iman
ile ilgilendiğini, ahlaki direktifler verdiğini, kanunlar koyduğunu,
insanları İslam'a çağırdığını, kafirleri uyardığını, tarihi olaylardan ibret
dersleri verdiğini, uyarılarda bulunduğunu, müjde verdiğini ve bunların hepsinin bir ahenk içinde sunduğunu
görürüz.
Aynı konu Kuran'da farklı şekillerde tekrar edilir ve görünürde
hiç ilgisi olmayan bir konu diğerini takip eder. Bazen hiç görünür bir sebep yokken, bir konunun ortasında
başka bir konu anlatılır. Hiçbir
yerde bölüm ve konuları ayıran bir işaret yoktur. Tarihsel olaylar anlatılır fakat anlatım tarih
kitaplarındaki gibi değildir.
İnsandan ve evrenden, tabiat
bilimlerindekinden farklı bir dille bahsedilir. Aynı şekilde kültürel, politik,
sosyal ve ekonomik problemleri çözmede kendi metodunun izler. Kanunları ve
prensipleri sosyologlardan, hukukçulardan ve hakimlerden farklı bir şekilde ele
alır. Ahlak, bu konuda yazılan bütün eserlerden farklı bir yolla öğretilir.[3]
İşte bu nedenle yabancı
bir okuyucu, kendi kitap anlayışına hiç uymayan bu tip şeylerle karşılaştığında
şaşkına döner. Kuran'ın, ayetleri
arasında hiç ilgi ve bağlantı veya konularında süreklilik bulunmayan bir kitap
olduğunu, anlaşılmaz bir şekilde çeşitli konuları ele aldığını veya kelimenin
kabul edilen anlamıyla bir kitap olmadığı halde, kitap şeklinde düzenlendiğini
düşünmeye başlayabilir.
Bunun bir sonucu olarak,
Onun düşmanları Kuran'a çok garip iddialarla karşı çıkmakta, Kuran'ın çağdaş
izleyicileri ise bu şüphe ve karşı iddiaları çürütmek için garip yöntemler
kullanmaktadırlar. Ya kaçış psikolojisi içine düşmekte veya zihinlerini
yatıştırmak için garip yorumlara yeltenmektedirler. Bazen de görünürde
aralarında ilişki olmayan ayetleri açıklayabilmek için suni anlam bağları
kurmakta ve son kaçış olarak Kuran'ın hiçbir düzen ve anlam sırası
olmaksızın çok çeşitli konulara değindiği tezini kabul etmektedirler. Sonuç
olarak ayetler kendi yerlerinden alınmakta ve anlamda karışıklık ortaya
çıkmaktadır.[4]
Tüm bunlar, okuyucu,
Kuran'ı eşsiz bir kitap olarak kabul etmediğinde ortaya çıkar. Diğer kitapların aksine Kuran başlangıçta ele
aldığı konuları ve ulaşmak istediği amaçları liste halinde sunmaz. Açıklama
üslup ve usulü de genelde okunan kitaplara benzemez ve herhangi bir kitap
düzenini takip etmez.
Bu nedenle, okuyucu
sıradan bir kitap beklentisiyle Kuran'a yöneldiğinde, onun olayları sunuş
üslubu karşısında şaşkınlığa düşmektedir. Kuran'ın birçok yerinde arka plan tasvir edilmez ve
pasajın özel nüzul sebebi olan durum ve olaylara değinmez. Bunların bir sonucu olarak, sıradan okuyucu
orada veya burada birkaç parça cevher keşfetse de, Kuran'ın değerli
hazinelerinden tam olarak yararlanamamaktadır. Bu kimseler sadece, Kuran'ın
eşsiz ve ayırıcı özeliklerini bilmedikleri için bu tür şüphelerin kurbanı
olurlar. Kuran'ın tüm sayfalarına yayılmış halde birbirine benzer konulardan
oluştuğunu düşünürler ve bunu anlamada zorluk çekerler. Hatta anlamı çok açık
olan ayetler bile, onlara anıldıkları çerçeve içinde anlamsız görünür.[5]
Okuyucu, Kuran-ı
Kerim'in yeryüzünde kendi türünde bozulmadan kalan tek kitap olduğu, edebi
üslubunun tüm diğer kitaplardan farklı ve eşsiz bir kitap olduğu, daha önceden
kafasında varolan kitap kavramının, onun Kuran'ı anlamasına yardımcı
olamayacağı bilinciyle hareket etmelidir. Bu sayede doğru anlamasına birer
engel teşkil eden bu tür zorluklardan kurtulabilir.
4-KUR’AN’I ANLAMADA
KUR’AN’IN GÖSTERDİĞİ YÖNTEMLER
Kur’an açık bir kitaptır. Bir çok sure, “Bunlar o açık Kitab’ın âyetleridir
” diye başlar. Bir âyet şöyledir:
وَيَوْمَ
نَبْعَثُ فِي
كُلّ أُمَّةٍ
شَهِيداً
عَلَيْهِم
مِّنْ
أَنفُسِهِمْ
وَجِئْنَا
بِكَ
شَهِيداً
عَلَىهَـؤُلاء
وَنَزَّلْنَا
عَلَيْكَ
الْكِتَابَ
تِبْيَاناً
لِّكُلِّ
شَيْءٍ
وَهُدًى
وَرَحْمَةً وَبُشْرَى
لِلْمُسْلِمِينَ
{89}
“ O
gün her ümmetten bir kişiyi onlara şahit tutarız. Seni de
ümmetine şahit getiririz. Biz bu Kitab’ı sana; her şeyi apaçık
belirtsin, doğru yolu göstersin, ona bağlananlara iyiliği bol ve bir müjde
olsun diye indirdik.” (Nahl 16/89)
Kur’an’ın açık olması, Allah’ın verdiği rızka benzer. Allah Teâlâ şöyle
buyurur:
“Sizi yaratmış, sonra rızkınızı vermiş olan
Allah’tır.” (Rum
30/40)
İhtiyacımız olan havayı, suyu ve bazı şeyleri hazır bulabiliriz. Ama rızkın bir
bölümüne ulaşmak gayret ister. Bir parça ekmek soframıza gelsin diye ne emekler
harcanır! Allah; tohumu, suyu, güneşi, toprağı, kısaca rızık için gerekli her
şeyi yaratmıştır. Ama onları bir araya getirip rızık elde etmek bizim
işimizdir. O, şöyle buyurur:
“İnsanın çalışmasından başkası kendinin değildir.” (Necm 53/39)
Kur’an’dan yararlanmak da öyledir. Bir çok âyet kolayca anlaşılabilir. Ama bazı
ayetleri anlamak gayret ister. Ayrıca Kur’an, büyük hacimli bir kitap olmadığı halde
her şeyi açıkladığını bildirmiştir. Öyleyse o açıklamalara ulaşmanın yöntemini
de bildirmiş olmalıdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
فَإِذَا
قَرَأْنَاهُ
فَاتَّبِعْ
قُرْآنَهُ {18} ثُمَّ
إِنَّ
عَلَيْنَا
بَيَانَهُ {19}
“Ey
Elçi! Biz sana okuduğumuzda onun okunuşunu takip et.
Sonra onu açıklamak bize düşer.”
(Kıyamet 75/18-19)
Allah âyetleri; birbirini açıklar şekilde Kur’an’a yerleştirmiş, Elçisi ise,
söz ve uygulamaları ile onları pekiştirmiştir. Allah, önceki kitaplara dikkat çekmiştir. İslam-fıtrat ilişkisine vurgu yapan ayetler,
Kur’an’ın anlaşılmasında fıtratın önemini, Kur’an’ın Arapça olması da Arap dilinin önemini göstermiştir. İşte bu
yöntemlerle âyetlerin açıklamalarına ulaşmak mümkün olabilecektir.
5-MÜŞKİL-ÜL KUR´AN MESELESİ
Müşkil kelimesi lugatte: karmaşık, çözümü zor, çelişkili gibi manalara gelir. Bu bakımdan müteşabih kelimesiyle eş anlamlıdır.
Müşkil-ül Kur´an ise, Kur´anı Kerimin, anlaşılmasında müşkilat çekilen ayetlerini kendisine konu alan ve Kur`ana bu alanda yönelen soru ve itirazları cevaplamağa çalışan bir tefsir branşıdır. Bu ilim dalı, Muhtelif`ul Kur`an ve Müteşabih`ul Kur`an isimleriylede bilinir.
Burada sözkonusu edilen „çelişki ve tutarsızlık“ elbetteki Kur`anı Kerim için sözkonusu değildir. Kur`anı anlamakta ortaya çıkan bu anlama problemleri, Kur`anın anlatım tarzını bilmemekten yada ayetler arasındaki bağları ortaya çıkaramamktan yani kısaca
Allah`ın kitabındaki metoda hakim olamamaktan kaynaklanmaktadır.
Bilindiği gibi Kur`anı Kerim birçok ayetinde kendisinde çelişki oladığını bildirir:
Allahü teaala şöyle buyurur:
أَفَلاَ
يَتَدَبَّرُونَ
الْقُرْآنَ
وَلَوْ كَانَ
مِنْ عِندِ
غَيْرِ اللّهِ
لَوَجَدُواْ
فِيهِ
اخْتِلاَفاً
كَثِيراً {82}
Hala Kur'an üzerinde gereği gibi
düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda
birçok tutarsızlık bulurlardı. (4-Nisa 82)
الْحَمْدُ
لِلَّهِ
الَّذِي
أَنزَلَ
عَلَى عَبْدِهِ
الْكِتَابَ
وَلَمْ
يَجْعَل لَّهُ
عِوَجَا {1}
Hamd bütünüyle o Allah’a aittir ki, kuluna kitabı indirmiş ve
onda hiçbir tutarsızlığa yer vermemiştir. (18-Kehf 1)
Ancak Kur`anın bu ifadeleri insanların onu farklı anlayamayacakları anlamına gelmez. Ayetlerde sözkonusu olan bu değildir. Burada anlatılmak istenen Kur`anın kendi söz ve mana yapısında çelişki ve ihtilafin olmadığıdır.
Bu anlama zorluklarının tek sebebi aslında bizim Allahın kitabını anlamadaki yetersizligimiz yani Kur`anı anlamak için gerekli bilgi ve zeka donanımına sahip olmamamızdır. Ancak konunun anlaşılması için konuyu iki başlık altında inceleyebiliriz:
1-
Kişiden kaynaklanan
sebebpler
a-
Nuzul sebeplerini bilmemek
b-
Arapça konusunda yeterli donanıma sahip olmamak
c-
Ayetler arasındaki ilişkileri görememek
Bu başlıklar biraz detaylı ve örnekleriyle tek tek detaylı olarak aşağıda anlatılacaktır.
2-
Kur`anın anlatım
özelliğinden kaynaklanan sebepler
a-
Takdim –tehirler
b-
Hazifler
c-
Tekrarlar
d-
Itnap ve icazlar
e-
Manada işkal-anlam çelişkisi
Bu konularıda kısaca anlatnaya çalışalım:
a-Takdim –tehirler
Kur`anı Kerim`de aynı konu değişik yerlerde ele alınırken, bir yerde konunun bir cüz`ü önce, başka bir yerde ise sonra gelmiştir. Kur`an bilimcileri bu konulara başarılı izahlar getirmişlerdir.
ÖRNEK
Kimsenin kimseden faydalanamayacağı, kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği,
kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korunun.(Bakara
48)
Kimsenin kimse namına bir şey ödemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı, kimseye şefaatin yarar sağlamayacağı ve
onların yardım görmeyeceği günden korunun.(Bakara 123)
Bu ayetlerde birinci ayette şefaat önce, ikinci ayette ise fidye önce zikredilmiştir. Bunun hikmeti, bir yerde şahsını malından çok seven insanlara, bir yerdede malını şahsından çok seven insanlara işaret etmek içindir.[6]
Yine Hıristiyanlar ve Sabiilerden bahsedilirken, Bakara suresinde[7] önem ve rütbece önceliğe sahip olduklarına isaret için Hıristiyanlar önce zikredilmiş, Maide[8] ve Hacc[9] surelerinde ise, kronolojik sıraya işaret için Sabiiler önce geririlmişlerdir.
b-Hazifler
Kur`an aynı konuyu değişik yerlerde anlatırken, kullandığı belli kelimeleri bazı yerlerde hafzeder. Incelendiğinde bunun da hikmet ve sebepleri vardır.
Mesela:
Bakara[10] ve Araf[11] surelerinde, yahudilerden bahsederken, kaane lafzını kullanarak: „Onlar kendilerine zulmediyorlardı“ ifadesini kullanırken, Al-i Imran suresinde[12] kaane fiili hafzedilerek, „Onlar kendilerine zulmediyorlar“ ifadesini kullanmıştır.
Çünkü, öncekinde tarihe karışmış bir topluluktan bahsedilmekte, burada ise Allahü Teaala insanlara bir misal getirmektedir,[13]
c-Tekrarlar
Kur´anı Kerimde sırf tekrar yoktur.Tekrar eden lafız ister kelime ister cümle olsun, bunun mutlaka gerekli bir sebebi vardır. Tekrar eden bu lafızların önü ve sonu ile incelendiğinde, farklı anlamlar içerdiği görülür. Bazen aynı ayet içinde aynı anlama gelebilen kelimelerde beraber kullanılır.
ÖRNEK
أَلَمْ
تَرَ إِلَى
الَّذِينَ
أُوْتُواْ
نَصِيباً
مِّنَ
الْكِتَابِ
يُدْعَوْنَ
إِلَى
كِتَابِ اللّهِ
لِيَحْكُمَ
بَيْنَهُمْ
ثُمَّ يَتَوَلَّى
فَرِيقٌ
مِّنْهُمْ
وَهُم مُّعْرِضُونَ
{23}
Görmüyor musun, o kendilerine kitaptan bir nasip verilmiş olanlar, aralarında hüküm vermek için Allah'ın kitabına davet olunuyorlar da, sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyorlar.(Al-i Imran 23)
Burada „yetevella“ ve „muu`rizun“ kelimeleri birbirine yakın anlamlı olduğu için tekrar gibi görünmektedir. Burada bu iki yakın anlamlı kelimemnin aynı cümlede gelmesinin şu hikmetleri düşünülebilir:
1-„Yetevellevne“ sözüyle, onların davetçiden, „muu`rizun“ sözüyle ise çağırdıkları şey olan Allahın Kitab`ından yüz çevirdikleri anlatılmaktadır.
2-„Yetevellevne“ onların kulaklarıyla işitmek istemeyişlerini, „muu`rizun“ ise kalpleriyle anlamak ve düşünmekten yüz çevirdiklerini anlatmaktadır. [14]
3-Birincisiyle onların ileri gelenlerinin ve ulema sınıfının, ikincisiyle ise onlara tabi olan avamın yüz çevirdiği anlatılmak istenmiştir.
„Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir.“[15] Ifadesi Bakara suresinde üç ayrı yerde kullanılmıştır. Bunlardan birinciyle Mescid-i Haram`da, ikinciyle Mescid-i Haram dışında, üçüncüyle de beldenin dışında iken Kabe`ye dönülmesi murad edilmistir. Veya, birinciyle Mekkede bulunanlar, ikinciyle Mekke dışındakiler üçüncüylede yolcular kasdedilmislerdir.[16]
d-İtnab ve İcaz
Kur`an da bazen herhangi bir konu anlatılırken, normal manayı eda edecek ifadelere, bazı zaman artı lafızlar ilave edilir. Arab dilinin bu özelliğine „mübalağa etmek ve uzatmak“ anlamına gelen itnab denir. Bunu karşıtınada icaz denir.
Mesela:
„Yazıklar olsun Kitabı elleriyle yazıp tahrif edenlere !“[17] ayetinde , elleriyle sözü ile itnab yapılmıştır. Bu söz kullanılmadan da cümle kurulabilirdi. Çünkü zaten insan elleriyle yazar.
Ancak, bu tarz bir ifadeyle, hem bu işlerinden dolayı onlar kötüleniyorlar, hem de onların bu kötü işi bizzat kendilerinin gerçekleştirdikleri vurgulanıyor.[18]
e-Manada işkal-anlam çelişkisi
Aslında Müşkil-ül Kur`an konusunun en önemli noktasını, Kur`an ayetlerinin birbirleriyle veya birtakım kesin vakıalarla –görünürdeki- var olan çelişki ve tearuz konusunu inceleyen bu bölüm oluşturur.
Şunu belirtmek gerekir ki, çelişkili gözüken ayetler, hiçbir zaman peşpeşe gelmemekte, bilakis ayrı ayrı yerlerde ve surelerde varid olmsktadır. Bundan şunu anlıyoruz ki, ortada bir çelişkiden çok bir konu ve mesele farklılığı vardır.
Manada işkalin belli başlı sebepleri ve giderme yolaarını şöylece özetleyebiliriz:
Bazı ayetlerin ,
aynı konuda farklı bilgiler verdiği Kur`anı Kerimde çokça varittir. Bunun
nedeni, bir hadisenin, farklı zaman ve
mekanlardaki ayrı ayrı durumlarına temas edilmiş olmasıdır. Burada bir çelişki
sözkonusu olamz, çünkü yer ve zaman ayrı olduğunda konu farklılaşır.
ÖRNEK
1-“İşte bugün onlar konuşmazlar.
Kendilerine izin verilmez ki mazaret ileri sürsünler !” (Mürselat 35-36)
2-“Onlar kıyamet günü Rabbinizin huzurunda birbirleriyle tartışırlar.”(Zümer 31)
Birinci alette,
kafirlerin kıyamet günü birbirleriyle konuşamayacakları ve onlara konuşma
izninin verilmeyeceği anlatılırken, ikinci alette bunun aksi ifade ediliyor.
Çünkü birinci ayet, dirilişten sonra yaratıkların ilk toplandıkları yerdeki
durumlarını, ikinci ayet ise uzun bir süre sonra onların hesaba çekilirken birbirleriyle
tartıştıklarını anlatır.
Kur`anda, aynı
tabarin farklı yerlerde birbirleriyle
çelişecek tarzda geldiği görülür. Bunlar incelendiğinde konuların farklı faklı
olduğu, dolayısıyla herbiriyle başka bir mananın kasdedildiği görülür.
ÖRNEK 1
1-“Mü`min erkeklerle mü`min kadınlar, birbirlerinin velileridir.” (9 Tevbe 71)
2-“İman edip de hicret
etmeyenlerle sizin herhangi bir velayetiniz yoktur.” (8 Enfal 72)
Birinci alette
sözkonusu edilen velayet dini, ikinci alette ise mali(mirasla ilgili) ve
siyasidir, dolayısıyla her iki alette konu ayrı olduğu için hükümlerde ayrıdır.
ÖRNEK 2
1-“(Ey İblis), şüphesiz senin, kullarım
üzerinde herhangi bir güç ve otoriten yoktur !”
(15 Hicr 42)
2-“Musa adama bir yumruk vurup ölümüne
sebep oldu ve dedi ki:”Bu şeytanın yaptırdığı bir şeydir.” (28 Kasas 15)
Birinci ayette
şeytanın, Allah`ın gerçek kulları üzerinde herhangi bir etkisi ve yaptırma
gücünün olmayacağı anlatılırken, ikinci de hemde bir peygamberin adam
öldürmesine sebep olduğu belirtiliyor. Burada zahiren bir çelişki vardır.
Ancak, birinci ayette, şeytanın, Allah`ın halis kullarını şirke düşürme
konusunda güç ve otoritesinin olmadığı anlatılmaktadır. Yani orada konu, şirk
ve benzeri itikadi sapmalardır. Nitekim bu husus, diğer Kur`an ayetlerinin
ortak beyanıdır. İkinci ayette ise konu, İblis`in sebep olabildiği ameli ve
fiili hatalardır.[19]
Kur`an bazen, tek
bir şeyi, farklı asıllara bağlar ve onu çeşitli şekillerde tanımlar. Bunun da
nedeni, o şeyin muhtelif hal ve aşamalarını belirtmek içindir.
ÖRNEK
Kur`an bazen Adem`in
topraktan[20],
bazen çamur`dan[21], bazen çamurdan
sızan gömük/cıvık çamurdan[22], bazan rengi
ve kokusu değişmiş, yıllanıp ekşimiş kara balçıktan[23], bazen yapışkan
balçıktan[24], bazen de tın
tın öten pişmiş saksıdan[25]yaratıldığını söyler.
Bunlar, anlaşılacağı üzere, topraktan yaratılmağa başlanan ilk insanın geçirdiğ hilkat merhaleleri ve yaradılış aşamalarıdır. Yani yaratılma aşamasında toprağın uğradıği değişimi ve şekilleri anlatır.
Kur`anın her
şeyden önce amaci insanı irşaddır. Bu nedenle önceki ümmetlerle ilgili
kıssalarda ve evrenin yaratılış olaylarında, kronolojik sıraya göre gerçeklesen
olaylar, zaman zaman takdim tehirli olarak da verilir. Bundan dolayı, hakikatte
önce cereyan etmiş olan kimi hadiseler, sonra cereyan etmiş gibi zannedilir.
ÖRNEK
De ki: 'Gerçekten siz mi yeri iki günde
yaratanı inkâr ediyor ve O'na birtakım eşler kılıyorsunuz? O, alemlerin
Rabbidir.'
Orada (yerde) onun üstünde sarsılmaz dağlar
var etti, onda bereketler yarattı ve isteyip-arayanlar için eşit olmak üzere
oradaki rızıkları dört günde takdir etti.
Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi
ki: 'İsteyerek veya istemeyerek gelin.' İkisi de: 'İsteyerek (İtaat ederek)
geldik' dediler. (Fussilet 9-11)
Bu ayetler, yeryüzünün
gökyüzünden önce yaratıldığını gösterir. Vakıa da böyledir. Ancak Naziat
suresinde farklı bir anlatımla karşılaşıriz:
Sizi yaratmak mı daha güç, yoksa gökyüzünü yaratmak mı, ki onu
Allah bina etti, Onu yükseltti, düzene koydu , Gecesini kararttı, gündüzünü
ağarttı. Ondan sonra da yerküreyi döşedi, Yerden suyunu ve otlağını çıkardı,
Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.
(Naziat
27-32)
Bu ayetler görünürde, yukardakinin aksine, yeryüzün gökyüzünden sonra yaratıldığına delalet ettmektedir. Ancak burada, göğün inşa edilip tavanının yükseltilmesinden sonra yer ile ilgili olarak yapılan işlerde bir incelik vardır; oda yer yüzünün yoktan yaratıldığı değil, yaratılmış olan yerin, üzerinde yaşanılır hale getirilmesi için döşenmesidir.
Yani önce yeryüzü yaratılmış, sonra gökyüzü yaratılmış, daha sonrada yeryüzü yaşanılır hale gelecek şekilde döşenmiştir.
6-NUZÜL ORTAMININ TESBİTİ
Günümüzde sünnetin ve nuzül ortamının Kur´anı anlamadaki öneminin gözardı edildiği bir
vakıadır. “Alt yapısız bir Kur`an anlama” fikri yaygınlık
kazanmaktadır.
Kur´an üzerinde,
ümmetin dini ve siyasi birligini zedeleyecek boyutlara varan ihtilaflar ve
anlam kargaşalarının en büyük sebebi , dün ve bugün , Kur`an ayetlerinin ne sebeple
indikleri bilinmeden tefsire kalkışılmış olmasıdır.
Nuzül ortamı ve
sebebi bilinmeden yada dikkate alınmadıgı icin yanlış anlaşılan ayetlere ta
ilk dönemlere ait birkaç misal verelim:
ÖRNEK 1
1-Safa ve Merve, Allahın
şiarlarındandır. Dolayısıyla, kim hac
veya ömre yaparsa o ikisini tavaf etmesinde kendisi için bir günah yoktur. (2 - Bakara 158)
اِنَّ
الصَّفَا
وَالْمَرْوَةَ
مِنْ شَعَاۤئِرِ
اللَّهِ
فَمَنْ حَجَّ
الْبَيْتَ
اَوْ
اعْتَمَرَ
فَلاَ
جُنَاحَ
عَلَيْهِ
اَنْ يَطَّوَّفَ
بِهِمَا
وَمَنْ
تَطَوَّعَ
خَيْرًا
فَاِنَّ
اللَّهَ
شَاكِرٌ
عَلِيمٌ
Bu ayetin ne sebeble indigi bilinmediğinde , bir takım yanlışlıklara düşmek kaçınılmazdır.
Çünkü ayetin zahirinden , sanki safa ve merve arasında say etmenin mübah oldugu, dolayısıyla haccın rükünlarından olmadıgı anlaşılır. Buda açık bir hatadır. Halbuki ayetin inmesine neden olan olaya bakıldığında , mesele gayet açık anlaşılır. Şöyle ki:
Medineli müslümanlar , islamiyetten önce, mişellel denilen yerde tapageldikleri menat putuna saygı göstererek etrafında dönerler ve ona taparlardı.
Bu nedenle islam geldikten sonra, safa ve merve arasında bulunan bu put sebebiyle , orada say etmekten kaçındılar. Çünkü bu onlara göre Menat putuna ibadet anlamı taşıyordu. Dolayısıyla safa ve merve arasında say ettikleri takdirde günaha hatta şirke düseceklerini düşünüyorlardı.
Bu endişelerini peygamberimize ilettiklerinde bu ayet nazil olmuştur, ve orada say etmenin günah veya şirk olmadığı açıklanmıştır.
ÖRNEK 2
وَاَنْفِقُوا
فِي سَبِيلِ
اللَّهِ وَلاَ
تُلْقُوا بِاَيْدِيكُمْ
اِلَى
التَّهْلُكَةِ
وَاَحْسِنُوا
اِنَّ
اللَّهَ
يُحِبُّ
الْمُحْسِنِينَ
2- Allah yolunda infak edin ve kendinizi kendi ellerinizle
tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah, iyilik edenleri sever. (2 - Bakara 195)
Bu ayetin tam manasıyla anlamak , nüzül sebebini bilmeksizin mümkün değildir. Nitekim bu konuda sahabe döneminde düşülen yanlışı , Ebu Eyyub el-ensari düzeltmiştir. Şöyle ki :
Yezidin hilafeti zamanında , içlerinde Ebu Eyyub el- Ensarininde (ra) bulundugu islam ordusu, Istanbul önlerinde savaşırken, müslüman bir asker , düşman saflarına dogru yalın kılıç
hücüm edince, müslümanlar , „Bu genç kendini tehlikeye attı“ diye bağırıp yukarıdaki ayeti okumuşlardı.
Bunun üzerine Ebu Eyyub el ensari “ Siz bu ayeti yanlış yerde kullanıyor ve tefsir ediyorsunuz. O, biz Ensar hakkında inmiştir. Şöyleki , bizler islama girdikten sonra , uzun süre Peygamberimizle bulunmak ve cihad etmekten dolayı mal ve mülkümüzle ilgilenme firsatı bulamadık. Nihayet Ensardan bir topluluk kendi aramızda , „Hz. Peygamberin (sav) etrafında ona yardım eden ve cihada koşan insanlar artık çoğaldı. Bizler bundan böyle artık kendi işlerimize dönsek.“ diye konuşmuştuk.
Baktık ki , sabahleyin bu ayet inmiş. Hz.
Peygamber onu bize okuyor. Ayetin manası: Allah yolunda infak etmeyi ve
cıhadı bırakarak kendi kendinizi tehlikeye atmayın.
Bu konuyla daha başka misallerde vardir. Burada şuna dikkat ekmek gereklidir. Ayetlerin kimler ve hangi olaylar hakkinda indikleri değil, ihtiva ettikleri genel hükümler ve hedefledikleri amaçlar önemlidir.
Zaten „ Sebebin hususi olması, hükmün umumiligine engel teşkil etmez“ kaideside , ta sahabe döneminden beri üzerinde önemle durulan bir usul kaidesidir.
Bazı insanlarda şöyle bir yanlış anlayış maalesef oluşmaktadır : „Kur`an ayetleri belirli olaylar üzerine inmiştir ve o şartlarda geçerlidir.“ Yada bazı kimseler bazı ayetleri duyunca „O ayetler yahudiler veya ehli Kitap için indirilmiştir“ diyerek, bu ayetlerin sadece onlara veya o günün şartlarına bağlarlar ve sanki o şartlar oluşmadan o ayetin hükmünün geçerli olamayacağını vurgulamak isterler. Bu tabiki yanlış bir yorumlamadır.
Tekrar belirtmek
gerekirse, Kuran ayetleri, hakkında indikleri olaylara ve şahıslara özgü
değildir. Onlarla sınırlandırılamaz. Nuzul sebepleri bizim ayetleri daha güzel
anlamamızı ve Rabbimizin bize ne demek istediğini kavramamıza yardımcı olur ve
yukardaki örneklerde olduğu gibi yanlış anlamamamızı önler.
7- KUR’AN’IN
ALLAH’IN ELÇİSİ TARAFINDAN AÇIKLANMASI
Kur`anı okurken onda sosyal, kültürel, politik,
ekonomik vs. problemlerle ilgili ayrıntılı kanun ve düzenlemelere rastlayamayız.
Hatta gündelik hayatımızda çok önem verdiğimiz namaz ve zekatla bile
ilgili ayrıntılı düzenlemeler olmadığını görünce şaşkınlığa düşebiliriz.
Bu nedenle Kur`anın bazı
hükümleri içermediği veya eksik bırakıldığı zannına kapılmaya başlarız. Bu
yanlış anlamanın nedeni, bizim Allah'ın sadece kitap göndermekle kalmayıp,
Onun öğretilerini pratikte uygulayarak sunan bir Resul gönderdiği gerçeğini
gözden uzak tutmamızdır.
Bilindigi gibi Kur´an birçok emirleri, ibadetleri ve yasakları konu alan bir kitaptır. Fakat bunlar hakkındada ayrıntılara girmemektedir. Bu ayrıntıları bilmeksizin, bir müslümanın ne namaz kılması , ne zekat vermesi, nede haccetmesi ve nede diğer ibadetleri yerine getirmesi ve haramlardan hakkıyla sakınması imkansızdır.
Bunları ve Kuranı açıklama yetkisi yine Kur`anda Peygamberimize verilmiştir. Şöyleki:
بِالْبَيِّنَاتِ
وَالزُّبُرِ
وَأَنزَلْنَا
إِلَيْكَ
الذِّكْرَ
لِتُبَيِّنَ
لِلنَّاسِ
مَا نُزِّلَ
إِلَيْهِمْ
وَلَعَلَّهُمْ
يَتَفَكَّرُونَ
(Senden önceki peygamberlei) Apaçık deliller ve kitaplarla
(gönderdik). Sana da zikri (Kur'an'ı) indirdik ki, insanlara kendileri için
indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler, diye. (16 - Nahl 44)
Başka bir ayette:
هُوَ
الَّذِي
بَعَثَ فِي
الْأُمِّيِّينَ
رَسُولًا
مِنْهُمْ
يَتْلُو
عَلَيْهِمْ
آيَاتِهِ
وَيُزَكِّيهِمْ
وَيُعَلِّمُهُمْ
الْكِتَابَ
وَالْحِكْمَةَ
وَإِنْ كَانُوا
مِنْ قَبْلُ
لَفِي
ضَلَالٍ
مُبِينٍ
O, ümmîler içinde, kendilerinden olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp-temizleyen ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderendir. Oysa onlar, bundan önce gerçekten açıkça bir sapıklık içinde idiler. (62 - Cuma 2)
Bir âyet de
şöyledir:
Ey
inananlar! Sizin için; Allah'a ve ahiret gününe umut bağlayan ve Allah'ı çok
anan (Allah’ın kitabını çok okuyan) herkes için Allah’ın Elçisi’nde güzel bir
örnek vardır. (Ahzab 33/21)
Allah’ın Elçisi’nin söz ve davranışları, Kur’an’ı anlama ve açıklama
açısından büyük öneme sahiptir. Çünkü Elçi, yanlış
bir açıklama yapamaz. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
Eğer
o Elçi bize karşı bir takım sözler uydursaydı,
Onu en güçlü yerinden yakalardık,
sonra da şah damarını koparırdık,
Artık sizden hiçbiri bunun önüne geçemezdi. (el-Hakka 69/44-52)
Kur´anın kendi kendisini açıklayan fonksiyonundan hemen sonra, İslamda ilk Kur`an müfessiri olarak akla Peygamberimiz (s.a.v) gelir. Hatta Kur´anın Kur´anla tefsirinide aslında onun tebliğatından bir cüz olarak görmek lazımdır.
Ancak, Kur`anı anlamada Sünnetin yerinin Allahın Kitabından sonra geldiğini, yani bir tefsir kaynağı olarak sünnetin ikinci sırada yer aldıgını unutmamak lazımdır. Niçin :[26]
- Sübut bakımından Allahın Kitabi kat´i, sünnet ise zannidir. Zanni´ni kat´iye önceliği düşünülemez.
- Sünnetin asıl fonksiyonu, Kur`anı açıklamaktır.Açıklayan ancak, açıklayacağı ana metinden sonra dikkate alınır. Kur`ana ek hükümler getirmesi durumunda bile, bunların Kuranda bulunmadığını anlamak için yine önce Kur`ana bakmak gerekir.
- Tefsir kaynağı olarak sünnetin ikinci sırada olması gerektiğine dair Kur`anda ve sünnette de deliller vardır. Kur´an müminlere „Allah´a ve Rasülüne itaat ediniz“ diyerek Rasüle itaati , tabii ve zorunlu olarak ikinci sırada saymış , sünnettede aynı işaret edilmiştir. ( Tirmizi, ahkam 3)
Ibni Teymiyyeninde belirttigi gibi ,tefsirde en güzel metod, öncelikle Kur`anın Kuran`la tefsiridir. Çünkü Kur´an bir yerde mücmel(kapalı) bıraktıgını, başka bir yerde tefsir eder, ve bir yerde kısa geçtigini başka bir yerde genişletir. Kur´anın kuranla tefsiri mümkün olmazsa sünnete başvurulmalıdır. Çünkü Sünnet, Kur´anı şerh ve izah eder.[27]
Bu konuyada kısaca birkaç örnek verelim:
ÖRNEK 1 Kadınlara
dokunmak
يَاأَيّهَاُ الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَقْرَبُوا الصَّلَاةَ وَأَنْتُمْ سُكَارَى حَتَّى تَعْلَمُوا مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُبًا إِلَّا عَابِرِي سَبِيلٍ حَتَّى تَغْتَسِلُوا وَإِنْ كُنتُمْ مَرْضَى أَوْ عَلَى سَفَرٍ أَوْ جَاءَ أَحَدٌ مِنْكُمْ مِنْ الْغَائِطِ أَوْ لَامَسْتُمْ النِّسَاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً فَتَيَمَّمُوا صَعِيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُمْ إِنَّ اللَّهَ ك